İçeriğe geç

bahtının rüzgârlarıyla doldurmuş işte böyle bir tali’li, O’na tahsis-i nazar etmesi ölçüsünde yüzer hususi teveccüh esintileriyle ve hiçbir şeye takılmadan hep O’na doğru. Böyleleriyle alâkalı Kur’ân’ın ortaya koyduğu resim temâşâya değer bir resimdir: “Onlar öyle bahtiyar yiğitlerdir ki ne ticaret, ne alışveriş alıkoymaz onları Hakk’ı anmaktan, namaz kılıp zekât vermekten.. (Nasıl alıkor ki) onlar, kalb ve gözlerinin dehşetle hâlden hâle gireceği bir (müthiş) günün endişesiyle hep korkar dururlar. Allah da onlara, bu hâllerine karşılık mükâfatların en güzelini verir ve dilediğine (fazlından) daha da fazlasını lütfeder.”28

Omuzlarından bütün gam ve keder yüklerini atmış ve Hakk’a teslimiyetle bütün sıkıntılardan kurtulmuş bu kabîl âzâd gönüllerin, artık arayıp bulacakları hiçbir şey kalmamıştır; zira kalb ve ruh dünyaları itibarıyla onların mazhariyetlerinin yanında bütün fâni nimetler, zevkler, safalar bulaşık masalar üzerinde boş kâselerden farksızdır. Onların gönül dünyalarında tüllenen güzellikler karşısında, dünya ve içindekiler yalancı bir masaldan ibarettir. Zaten baharda yeşerip de yazda renk atanların başka türlü olması da düşünülemez. İşte her zaman bu gerçeğin şuurunda olan bekâ yörüngeli ruhlar, ebedî maiyyet vaad etmeyen her şeye bir iptal çizgisi çeker ve arkalarına bakmadan yürürler gönül koridorlarıyla sonsuzun bağ ve bahçelerine.. takılmazlar dünyaya ve dünyevîliklere…

166