Sensin, selâmet de Sendendir.” sözleriyle hem O’ndan beklentilerimizi seslendirir, hem de O’nun karşısındaki gerçek konumumuza vurguda bulunuruz. Her şeyin O’nun tasarrufunda olduğunu bıkıp usanmadan sürekli tekrarlar.. sabah-akşam gürül gürül ve gayet net ifadelerle tevhid telakkilerimizi dile getirir; Hak rızasının hedefimiz olduğunu, cemâlini görme arzumuzla, bilmem her gün kaç kere yeniler ve Kendisine mülâkî olma isteğimizi seslendiririz.. eder eyler ve döner dolaşır O’nun rahmetine, şefkatine ve inayetine sığınırız. Farkına varalım varmayalım, her gün defaatle “Allah hepimizi affetsin”, “Allah günahlarımızı bağışlasın”, “Cenâb-ı Hak bizi ihlâsa muvaffak kılsın”, “Allah sabır versin”, “Rabbim kalblerimizi nurlandırsın” der, bu sözlerle oturur kalkar ve O’nunla münasebetlerimiz açısından farklılığımızı ortaya koyarız.
İnanç ve temel düşüncelerimizden kaynaklanan mülâhaza, söz ve soluklanmalarımız bunlara da münhasır değildir; bu tür ifade, beyan ve nefes almalar, deyimlerimizden manzum, mensur atasözlerimize, şiirimizden mûsıkîmize hayatımızın hissî, fikrî, ruhî, bediî hemen her alanında kendini hissettirir –örnekleriyle göstermek isterdim– ve bize oturmuş zengin bir kültürden neler ve neler ifade ederler..!
Bu zenginlik, bütün bir millet fertlerince, asırlardan beri üzerinde durulan, yaşanan, şuuraltı müktesebat hâline gelen, herkesçe benimsenmiş bir inanç ve anlayıştan kaynaklanmaktadır. Hemen herkes, aynı şeylere inandığı, aynı düşünceleri paylaştığı için de ortaya atılan mülâhazaların, söylenen sözlerin garâbet arz etmesi ve havada kalması kat’iyen söz konusu değildir. Anlar herkes birbirini. Fevkalâde bir tabiîlik içinde cereyan eder bütün muhâvere ve müzakereler. Ve düşünceler, sözler aynı letâfet çerçevesinde mukabelelerle sürer gider...