İçeriğe geç

büyülü anlar vardır ki o esnada görüp müşâhede ettiğimiz her şey, gelip kulaklarımıza çarpan her mübarek kelime ve Hakk’a kurbet yolunda attığımız her adım bize fevkalâde büyüleyici gelir; gördüğümüz sıradan nesneler ve her zaman duyup dinlediğimiz tabiî sesler-soluklar, kendi çerçevelerinin çok çok üstünde birer mâhiyet alır ve harikulâdeden şeylermiş gibi duyulup hissedilmeye başlar. Her tarafta âdeta sihirli bir havanın hissedildiği ve dört bir yanda ötelerden esintilerin duyulduğu bu gibi durumlarda, bizler ilâhî teveccühün her şeyi yumuşatan rikkatini, en katı gönülleri bile büyüleyen havasını derinden derine duyar ve kendimizi başkalaşmış hatta tamamen ruhanîleşmiş hissederiz. Kendini ve çevresini doğru okuyanların öyle hissettiklerinde şüphe yok, biz bu konuyu biraz da kendi ihsaslarımız açısından değerlendiriyoruz.

Bütün bunlara, sebepli sebepsiz içimize sızan, sızıp uyuyan duygularımızı uyaran ve bize neş’enin, sevincin en duyulmazlarını duyuran eşref saatlerin şiirleri, besteleri de diyebiliriz; ruhlarımızın kendi atmosferlerinden emip değerlendirdikleri mazmunların, mefhumların şiir ve besteleri... Bu duyuş ve sezişler, bizim mübarek coğrafyamızda daha farklı bir büyü ve tesire sahiptir. İşte bu farklılıkları itibarıyla, dünyanın hiçbir yerinde duyulması mümkün olmayan bu sesler ve sözler, ne zaman yükselip ufkumuzu sarsa, ne zaman gelip kulaklarımıza çarpsa ve çarpıp gönüllerimize aksa, anında kendimizi bir heyecan tufanı içinde hisseder ve hemen kendimizi onların o büyülü atmosferine salıveririz.

Evet biz, günde birkaç kez, minarelerden yükselen ezan sesleriyle ve mâbed içinde yankılanan onların devamlarıyla bu heyecanı paylaşır, evlerimizde, yatak odalarımızda kim bilir kaç defa bu seslerle ürperir ve râşeler yaşar, kaç defa Allah’ın huzuruna çağrılıyor olma iltifatıyla çocuklar gibi seviniriz; sevinir ve ses katarız vicdanlarımıza hitap eden bu ilâhî nağmelere: Allah’ın yüceliğini haykıran her ses, söz ve

506