yitirmemiş umum vicdanlarda tasavvurları aşkın feyezanlar meydana getirirler; getirir ve bizi sırlar yumağı öyle bir noktaya çeker ve öyle bir seviyeye yükseltirler ki kalbî ve ruhî hayatın kollarında âdeta bir aşkınlığa ulaşır ve damla iken derya, zerre iken güneş, hiç ender hiç olduğumuz hâlde her şey olma pâyesiyle şereflendiriliriz.
Hiçbir zaman hakikî mü’minlerin dilinden düşmeyen, bizim de sık sık başvurduğumuz bu nurlu sözler ve gönüllerimize inşirah veren soluklar, hayatımızın her faslına girmiş öyle büyülü nefeslerdir ki onları, içinde bulunduğumuz bu âlemin en renkli sesi-sözü olarak can kulağıyla dinler ve değerlendirir, tahakkukunu beklediğimiz bir tatlı rüyanın da sihirli anahtarları kabul ederiz.
Takdislerimizi ifade sadedinde “sübhânallah” der, O’nun adına söylenmesi gerekli olan bir şey söylemenin yanında, öbür âlem itibarıyla böyle bir kutsamaya terettüp edecek olan sürpriz nimetleri düşünürüz.. herhangi bir lütuf sağanağı karşısında gürleyip “elhamdülillâh”la nefes aldığımızda hem Hakk’a şükranlarımızı ifade etmiş hem de dahasına talebimizi seslendirmiş olur ve öbür âlemin göz görmemiş, kulak işitmemiş, insan tasavvurlarını aşkın sürpriz hediye ve behiyelerinin tahayyüllerine dalarız.. azamet ve kibriyâ atmosferinden değişik görüntüler karşısında “Allahu Ekber”lerle gürler, müteâl bir ululuğun müşahitleri olduğumuzu haykırır ve değişik dalga boyundaki mehâbet hisleriyle ürpeririz; hemen her gün bu ses ve bu sözlerin gölgesinde dünya-ukbâ mülâhazalarımızı bir kez daha gözden geçirir, Allah’la münasebetlerimizi kontrol eder ve kendimize çeki düzen veririz.
Namazlara “Allah büyüktür” sözleriyle girer, diğer “kelime-i tayyibe”lerle mülâhazalarımızı daha da açar, O’na güvenip dayandığımızı tekrar tekrar ilan eder ve O’ndan, güvenilir kimselerden olmamızı diler ve dileniriz. “Allahım, esenlik kaynağı