İçeriğe geç

hem yaşar hem de yaşama istidadında olan bütün gönüllere duyururlar.. duyurur ve âdeta hepimize semavîliklerden bazı şeyler fısıldarlar.

Evet, bu doymuş ve itminana ulaşmış ruhlar, yaşanılan bu hayatın bir gün mutlaka ebedî bir mutluluğa inkılap edeceğini; burada, Allah’ın hoşnutluğu istikametinde gösterilen fedakârlıkların, katlanılan sıkıntıların, hatta bunların en önemsizlerinin bile ötede değerler üstü değerlere ulaşacağını bildiklerinden açlığı, susuzluğu, nefsin arzularına karşı savaşı ve cismanî arzularla yaka paça olmayı derin bir ibadet neşvesi içinde yerine getirirler. Onların düşünce dünyalarında, iftarlar ibadetler gibi icra edilir ve âdeta teravihlerle bitevîleşir; sahurlar teheccütle iç içe girer ve Allah’a yakınlıktan bir hisse alır.. sokaklar cami yolcularıyla dolar taşar.. mâbedler Kâbe gibi tekbirlerle inler.. çarşı-pazar aynen mâbed olur; mâbed de gider Kâbe ile bütünleşir.

Böylece bu fâni insanlar ebedî ve mânevî birer varlık seviyesine; onların ibadet ruhuna göre programlanmış her davranışları da uhrevî birer merasim kıymetine ulaşır.

Ramazanda hemen her gece, bildiğimiz gecelerden çok daha derin ve ukbâ buudlu; gündüzler de o çarpıcı renkliliği ve temkiniyle âdeta bir irade ve azim atmosferi olarak duyulur ve hissedilir. Oruçlu ruhlar, her gece ayrı bir visale hazırlanıyor gibi sımsıcak, olabildiğine heyecanlı, fevkalâde yumuşak ve şaşırtacak kadar naziktirler. Her sabah yeni bir güne uyanırken, yeni bir Arasat’a, yeni bir imtihana çağrılıyor gibi hem bir ürperti hem de ümitle uyanırlar. Yüzlerinde tevazu ile vakarın, mahviyet ile ciddiyetin, emniyet ile hüznün, olmak ile görünmenin karışımından meydana gelen hoş, latîf, biraz da buruksu bir mânâ nümâyândır. Bunların her davranışında, Allah’a mensubiyetten gizli gizli sezilen bir itminan ve olgunluk, hatta bir iftihar ve inşirah; Kur’ân çağlayanlarında

416