İçeriğe geç

Hazret-i Fatma anlatıyor: Ebu Talib’in vefatından sonra birgün sokaktan geçerken başına bir sepet toprak döktüler. Resûlullah’ın başı-gözü toprak içinde kaldı. Mukavemet edecek durumda değildi. Mukabele ettiği an, başına çöreklenecek, kılıçlarıyla üzerine çullanacaklardı… Resûlullah evine çekildi. Küçücük bir çocuk olan Fatma’da O’nun mübarek başlarındaki toprakları tarakla temizlerken hüngür hüngür ağladı. Hâmin yok, seni koruyan yok dedi. Resûlallah ise: Ağlama kızım. Allah beni kurtaracak, onları rüsvay edecek.[59] diyerek sabrediyordu. O’nu gören Ashab, O’nun yoluna ittiba etmiş, mecnunane bağlanmış, fütur getirmeden gittiği yoldan gitmişlerdi. Kurtuluşa, varoluşa giden yolun O’nun izinden geçtiğine inanıyorlardı.

HUDEYBİYE ANTLAŞMASI ve MA’NÂSI:

Bazen küçücük hadiseler bile şok tesiri yapar, hissiyatı harekete geçirir, galeyana getirir. Öyle adımlar atar, fevrî hareketlerde bulunuruz ki, İslâm adına büyük cinayetler işlemiş oluruz. Yakın tarih bunun sayısız misalleriyle doludur. Meseleyi bütün canlılığı ile görebilmek ve asrımızda cereyan eden hadiseleri o şuurla takip edebilmek için, Hudeybiye antlaşması üzerinde duracağım.

Allah, Resûlü’nün işlerini, kâinatta cereyan eden maddî kanunla yürütüyor, sebeplere müracaat ettiriyordu. Her işini, mucize olarak yaptırmıyor; numune, ibret ve ders almamız için dünyevî kanunlara tâbi kılıyordu. Bizim geçmemiz gereken yollardan Resûlü’nü de geçiriyor, gönderdiği Resûl ile bize ders veriyor, karşınızdaki kuvvet büyükse, onlarla anlaşacaksınız diyordu.

64