Ve Ebu Zer. Kardeşi sözden,laftan anlar bir şairdi. Mekke’ye gelip Resûlullah’ı dinleyince kendinden geçmişti. Koşarcasına Ebu Zer’e gidip Sen putları beğenmiyor, onlara tapmıyorsun. Mekke’de senin beklediğin, düşündüğün gibi bir adam buldum. Delâlet edip, seni götüreyim mi? deyince Ebu Zer Allah aşkına hemen götür dedi. Birlikte gittiler. Resûl-ü Ekrem’i dinledi. Allah ve Resûlü’nün aşkıyla yanıp, tutuşup dünyaya lâyık olduğu tekmeyi attı: Bundan böyle benim için yoksundedi.[68]
Hasretle arayanlar, susayıp, yananlar, susuzluklarını giderip, ateşlerini söndürecekleri iksiri O’nda buluyor. Yandıkça yandım, bir su ver. Kandıkça kandım bir su ver. diyorlardı.
RESÛLULLAH’IN KERVANINA İLTİHAK EDENLER
Dünya iyi-kötü herkesin imtihana tâbi tutulduğu bir meydandır. Vereceği hesabın korkusu ve endişesiyle yaşayıp günahlarından arınarak, tertemiz kalanların Allah’ın huzuruna gitmeye, Cennet ve Cemalullah’ı görmeye hazırlanacakları bir meşherdir.
Cenâb-ı Hakk bizlerden şükür meyvesini almak ve Rızası’nın ulvî ifadesi olarak Cennet’ine koymak için şu imtihan yurduna göndermiştir. Burada okuma, öğrenme, imtihan sancıları çekme; hesabın,mizanın ve kabir aleminin endişeleriyle yaşama; ahirete intikal öncesi defteri temiz kapamak için muhasebeyle meşgul olma; Rahman ve Rahim olan Allah’ın huzuruna böylece hesapla ve düsturla gitme. Bu hâller düşmemek, kirlenmemek hata yapmamak ve günah işlememek demek değildir. Günahı ve hatayı biliş, acısını ve ızdırabını duyuş demektir. Hergün tatlı bir korku ve endişeyle yatıp-kalkmak demektir. İnsan Allah’tan korkup,kendinden endişe ederek yaşadığı müddetçe tatlı bir huzurla yaşar. Tıpkı şimşekler ve gök gürültüleri ardından sökün eden rahmet damlalarıyla gelen huzur, sükûn ve bereket gibi.