İçeriğe geç
26. Bölüm

Sevenler Bilenlerdir:

SEVENLER BİLENLERDİR:

Mü’minlerin, Allah ve Resûlü’nün nezdindeki mevki ve makamları, Onlara olan sevgileri nisbetindedir. Kim Allah ve Resûlü’ne daha çok muhabbet besliyorsa o kadar çok kurbiyete mazhar olacaktır. Cenâb-ı Hakk’ın rızası O’na olan kurbiyet ile mütenasiptir. Kişi, O’na yakınlığı nisbetinde rızasına mazhar olacak, rahmetinden, inayetinden ve ihsanından ümitvar yaşayacaktır. O’na uzak olanlar ise o nisbette rızadan, ihsandan, rahmet ve inayetten uzak kalacaklardır.

Cenâb-ı Hakk’ın avn ve inayeti de, rızası ile mütenasiptir. O’nun rızasını kazanmaya muvaffak olmuş insan, inayetine, keremine, nusretine ve ihsanına da mazhardır. Allah, onun işleyen eli, yürüyen ayağı, gören gözü ve her hususta muini olur. Her mü’min bu hususu kendine muvazene unsuru yapmalı, Cenâb-ı Hakk’ın inayet ve keremini kâlbi hamulesine, muhabbetinin nisbetine, Allah’a karşı alakasına cevab olarak değerlendirmelidir. Bir taraftan da, Allah’ın rızasını, yardımını netice veren en yüksek, samimi muhabbeti elde etmeye çalışmalıdır. Cenâb-ı Hakk’a müteveccih, dalgalar gibi coşan muhabbeti hissetmeyenler, Rahmet-i İlâhi’den ve Rıza-yı Bari’den uzaktırlar. O mesafeyi kapatmak için Allah’tan tevfikini ve inayetini refik etmesini dileyip, ciddi bir cehd ve gayretle sa’y edip, O’nun yolunda koşmalıdır.

Biz, Allah’ın isimleri, sıfatları, zatı ve şuunatı ile zatının ve şuunatının en mükemmel mazharı olan Hazret-i Muhammed’i tanıdığımız, bildiğimiz takdir edip yolunda olduğumuz ve muhabbetiyle dolup-taştığımız nisbette kemâle ereriz. Kâmil insan olabilmemizin gerek-şartı budur. Yoksa keramet iddiasında bulunan yalancılar gibi sadece lafazanlıkla kemâlât izhâr etmeye kalkarız.

157