İçeriğe geç
13. Bölüm

Buluş Ve Bulunuş Desteğimiz

Buluş ve Bulunuş Desteğimiz

GENÇLİK

İnsanın bir devresi vardır ki onda upuzun bir hayatın saadet veya sefaleti gizlidir. Kıvrım kıvrım bütün bir gelecek o devrede kasıttır, niyettir ve enerjidir. Saadet hülyaları bu potansiyelle gerçekleştirilir, ebediyetler bunun üzerine kurulur ve bütün hamlıklar bu sayede oldurulur.

Tarih o devrenin kinetik hâle gelmesinden hasıl olan yapılışlar ve yıkılışlarla doludur. Hangi nebî ve velî vardır ki, yüzünün akı o devrenin gülü, çiçeği olmasın ve hangi müstebit vardır ki, kaprislerini, dikenleştirdiği o güllerle gerçekleştirmiş bulunmasın.

Hayatı ayn-ı neşe olan genç gülmek için yaratılmıştır; onu güldürmeli.. O baharımızda bir gül gibidir, sulamalı soldurmamalı…

O, gücün, kuvvetin, güzelliğin, insanlık simasında gamze gibi çiçek açmasından ibarettir. Gönlünü talan etmek onu ağlatır ve o çiçeği soldurur. Ulvî duygularıyla onu ele almama, hem onu hem de bizi öldürür. Bizi birbirimize düşman eder.

O, ne kadar şen, şakrak, ne kadar taze, ne kadar candan ise, bozulması da o kadar ölgün, solgun ve can alıcıdır! Bir sıçrayışta Hazret-i Muhammed Aleyhisselâm’ın sancağını Hayber’in sinesine saplar. Ali gibi genç, Zülfikâr gibi kılıç olamaz dedirtir ve bir ağlayışla bütün bir milletin gündüzünü geceye çevirir.

Evet Hazret-i Ali, İslâm fütuhatına bir remz olan Hayber kapısını kopardığı an gençti. İstanbul’u fethederken Fatih ve Bizans mezarı üzerinde yeni bir toy’un, yeni bir düğünün ilânnamesini diken hem de kendi et kemik ve kanıyla pekiştirerek diken Ulubatlı Hasan da gençti.

108