İçeriğe geç
21. Bölüm

Mihnetkeş

MİHNETKEŞ

Derdi derman gibi, gülü diken gibi görmek; açlığı tokluğu bir bilmek; rahatla rahatsızlık arasında ayrılık tanımamak; geceyi gündüz kadar aydın; gündüzü Cennet günü saymak büyük bahtiyarların şiârıdır. Zevkten yana oruçlu; hayat ihtiyaçlarına karşı perhizli; vakit bulursa uyur; bir kâlp kurtarırsa midesini düşünebilir; zevkten, lezzetten ızdırablı, eleme bin oh çeker; büyük insandır O… Mihnet, başta çözülmez bir sarık; çile, belde bir kemer. İşte Hakk erleri ve işte melekler katında, güvercinler gibi kanat çırpıp saf saf uçanlar…

Onlarda gergef itleyen narin parmaklardan daha ince, beyin operasyonunda işleyen elden daha hassas bir gönül vardır. Esasen örmek istedikleri hâlde böylesine incelerden ince bir ruh ve samimîlerden daha samimî bir gönül ister. Yaralı bir kâlb, karşısında, kâlbi atomlar hâlinde parça parça ve gerçek musibet karşısında kafası yüce dağlar gibi bulutlu bir er ister. Bir er ister ki, ağlaması, ızdırabı başkaları için olsun, neşelenmesi, vecde gelmesi de başkalarından olsun. Halktan hüsn ü kabul görüşü, Hakk’dan imtihan bilsin, atılıtı ve itilişi de tam kusurlarına göre bir ceza kabul etsin.

Boynu tasmalılar gibi bendesi bulunduğu kapıda sadakat gösterip, başına basılışı iltifat ve o uğurda yüzüne tükürülüşü nisan yağmuru saysın. Mensup olduğu şey hesabına elsiz, dilsiz ve gönülsüz yaşayan mihnetkeş, olmadı ya tasalanmaz, oldudan ötürü de zafer sarhoşu olmaz. Ektiği tutmazsa nefsini kınar, attığı isabet etmezse nefsine döner. Izdırabla gönlünü, secdegâh tozu ile alnını süsler. Gözyaşları gözünde sürme. Hıçkırıklarına biner, Hakk katına yükselir.

139