İçeriğe geç

Başkaları meseleyi ne şekilde ele alırsa alsın, İslâm sa’y (emek) ile sermayeyi yan yana getirip, her hak sahibine hakkını hem de vakit fevt etmeden vermeyi yeğler. Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), “Çalıştırdığınız kimsenin ücretini teri kurumadan veriniz.”3 buyurarak, İslâm’ın bu meselede ne kadar hassas olduğunu gayet net olarak ortaya koymuştur.

Tabiî bununla Nebiler Serveri (sallallâhu aleyhi ve sellem), bir yandan çalışmayı alkışlarken, diğer yandan da sermaye sahibini gözeterek şu muvazeneyi de ifade buyurmuşlardır: “İçinden Allah hakkı ayrılmayan bir malın kullanılması caiz değildir.”

Allah hakkı, her hak sahibine hakkının verilmesi ve hak olmayan şeylere de elin uzatılmamasıdır. Bu daire içine sadakadan zekâta, öşürden cizyeye, cizyeden de elimizin altında çalıştırdığımız işçinin parasını ödemeye kadar geniş bir hak mefhumu söz konusudur.

Mevzuyla alâkalı olarak, “İçinden Allah hakkı ayrılmamış bir şey, senin malın dahi olsa, ondan yemen haramdır.” düsturunu kendimize prensip edindiğimizi söyleyebiliriz.

Diğer taraftan Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), “Her hak sahibine hakkını veriniz.”4 buyurarak, aynı zamanda, “Hakkınız olmayan şeye el uzatmayın.” mesajını da vermektedir.

Evet, işçi, hakkını teri kurumadan almalı; almalı ama, aynı zamanda başında bulunduğu tezgâhı çalıştırıp, işini itkan üzere (hakkıyla) tamamlamalı ve işverenin hakkını da gözetmelidir.

Hulâsa, çalışan kişi, işinin hakkını mutlaka vermelidir. İşveren de onu kardeşi bilmeli, kendi istifadesi kadar ona da istifade ettirmelidir ki, böylece sa’y ve sermaye, bir hakikatin iki ayrı yüzünden ibaret hâle gelecektir.

2. İşçiye Hakkının Verilmesi

Burada işçi-işveren münasebetine örnek teşkil edebilecek, birincisi günümüzden, ikincisi geçmişten iki misal arz etmek istiyorum:

353