İslâm toplumunda faizin sermaye birikimi için teşvik edici bir özelliği yoktur. Ona göre sermaye birikimi için temel faktörlerin en birincisi yine emektir ve onun nazarında sermaye, birikmiş bir emektir. Emeğin tabiî kaynaklarla kontak sağlaması ve onları işlemesi kişiye ve topluma hazır üretilmiş mallar sağlar. Eğer fertler, üretilen bu malların hepsini tüketmez ve bir kısmını artırırsa, üretim için emeğin yanında ona yardımcı olacak yeni üretim vasıtaları elde edilmiş olacaktır.
İşte konuya ışık tutan önemli bir hâdise:
Bir gün Hz. Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) Medine’de ashabı ile birlikte otururken genç yaşta dilenen bir fakir çıkagelir. Fakir, kendisinin ve ailesinin aç olduğunu, kendisine yiyecek verilmesini ister. Resûlullah Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) genç adama evinde bir şey olup olmadığını sorarlar. Adam evinde çocukları üzerine örtülmüş bir kilim ve bir tencereden başka bir şey olmadığını söyler. Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) bu kilim ve tencerenin kendisine getirilmesin ister. Bunlar getirilince, ashabına döner ve ‘Bunları kim satın alır?’ buyururlar. Bir sahabi kalkar ve ‘İkisini bir dirheme alırım’ der. Bunun üzerine Efendimiz ‘Daha fazla verecek yok mu?’ buyururlar. Bir başka sahabi iki dirheme alacağını söyleyince Efendimiz ona verirler. Daha sonra Allah Resûlü o fakire dönerek, bir dirhemle yiyecek bir şeyler satın alıp ailesine götürmesini, diğer dirhemle de çarşıdan bir balta satın alıp gelmesini ister. Balta gelince Efendimiz bizzat kendi elleriyle baltanın sapını yerleştirip bu fakir adama uzatarak “Bu baltayı al, dağlara git, ot ve odun toplayarak para kazanmaya çalış. On beş gün hiç eve uğrama.” buyururlar.