İçeriğe geç

Bize öyle bir zâtın kanunları gerekmektedir ki, bizimle beraber trilyonlarca ışık senesi ötedeki bütün kevn ü mekânı aynı anda görüp bilsin ve nizamını bu bilgiye göre kursun. Ta ki, kurduğu nizam, fıtratın ta kendisi olsun… Böyle bir nizamı Allah kurar ve işte O’nun kurduğu bu nizamın adı da İslâm’dır.

Eğer insanda mal kazanma, mal biriktirme duygusu olmasaydı, günümüze kadar devam edegelen nice umran ve nice medeniyetler asla var olmayacak ve insanlar, sıradan birer varlık olarak gelip bu dünyada yaşadıkları gibi, bir gün bu hayattan sırasını savmış varlıklar olarak da çekip gideceklerdi.

Ayrıca mal, İslâm’da korunması gereken beş esastan biri olarak da ele alınmakla, ona verilen kıymet ve değer anlatılmış olmaktadır. Hatta malını muhafaza için ölen bir insan, Allah katında şehit muamelesi görecektir.23 Bütün bunları kabul etmekle beraber İslâm, ölçüyü aşıp malın mihrap hâline getirilmesini de kınamaktadır.

Her şeyde malı ölçü alma, her şeyi onunla irtibatlandırmaya çalışma, asla İslâm’ın tasvip edeceği bir davranış şekli değildir. Malı bütünüyle ret ve nefyetme bir tefrit, onu her şey kabul etme de bir ifrattır. Hâlbuki İslâm, her meselede olduğu gibi bu meselede de getirdiği prensiplerle sırat-ı müstakîmi tespit ve tayin etmiştir.

Fert, istediği gibi mal kazanabilir; hatta zekâtını vermek şartıyla biriktirebilir de. Ancak o, yeri ve zamanı geldiğinde, hiçbir zorlama olmadan bütün mal varlığını Allah için ve toplumun yararına sarf eder; sarf eder de içinde kat’iyen menfî mânâda bir şey hissetmez.

Ancak bu sisteme bir bütün olarak bakmadıkça ve sistemi bir bütün olarak yaşamadıkça, bu neticeyi elde etmek de mümkün değildir.

252