İçeriğe geç

“Yakınına, düşküne, yolcuya hakkını ver, elindekini saçıp savurma. Saçıp savuranlar şüphesiz şeytanlara kardeş olmuş olurlar. Şeytan ise Rabbine karşı pek nankördür.”16

Bilmem ki, savurganlık yapıp israfa dalanlar; fert, aile, cemiyet ve millet olarak ekonomilerinde dengesiz tüketimi esas alanlar, acaba şeytanî bir davranış içinde olduklarının farkındalar mı?

Dağıtırken dahi, başkasının hakkı girsin veya girmesin, sırf Allah’ın mülkü olduğu nazara alınarak israftan kaçınmak icap eder. Ayrıca malın korunması da çok önemlidir ve bu hususta da şu tahşidat yapılır:

“Allah’ın sizi koruyucu kılmış olduğu mallarınızı, sefih kimselere vermeyin. Kendilerini bunların gelirleriyle rızıklandırıp giydirin ve onlara güzel söz söyleyin.”17

Burada geçen sefih, malını koruyamayacak durumda olan insan demektir. Bu tür insanlardan bazıları aklî muvazeneleri yerinde olmadığından dolayı, bir kısmı da sefahata alıştığından ötürü elindeki malı saçıp savurduklarından devlet onların tasarruflarına müdahale etme durumundadır.

Böyle bir durum karşısında bazen neseben ona en yakın olan insanlar o mala el koyarlar ve ana sermayeyi muhafaza edip o malı nemalandırarak hem onlara bakarlar hem de Cenâb-ı Hakk’ın emanetini yerine getirmiş olurlar. Bu da İslâm’ın mala verdiği ehemmiyetin bir başka yönüdür.

Cenâb-ı Hak, koyduğu kanunlarla senin malını ve mülkünü koruma altına aldığı gibi, aynı şekilde sen de O’nun mülkünü korumak ve muhafaza etmekle mükellefsin. Aynı zamanda böyle davranmak Allah ahlâkıyla ahlâklanmış olmanın da gereğidir. Bu açıdan denebilir ki, yukarıda zikrettiğimiz âyet, bir çırpıda hem Allah hakkını hem de kul hakkını anlatmış oluyor ve mü’min her iki hakkı da dengeli olarak gözetmek zorundadır.

bc. Malın Dağılımında Denge

248