Hz. Ömer’in müşâhedesi ile, evindeki bütün eşya; bir hasır, duvarda asılı duran tabaklanmamış bir deri ve içinde bir avuç kadar arpa bulunan küçük bir dağarcıktan ibaretti. Bazen üzerine giydiği yeni bir elbiseyi sahabeden biri ya teberrüken ya da ihtiyacı olduğu için ister. O da derhal çıkarıp ona verirdi. Ardından, kendisi yine beş on yerinden yamalı eski elbisesini giyerdi.
Dahası o, çok kere geceleri üzerine örtecek bir örtü dahi bulamazdı. Hâlbuki, ganimetlerin beşte biri elinin altındaydı ve Cenâb-ı Hak da bu malı kendisine helâl kılmıştı. Ama her şeye rağmen O’nun davranışı hep böyle olmuştu.
O’nun ardından gelen, bütün Raşid Halifeler de aynı şekilde yaşadı. Ben daha bu cümleyi söylerken, sizin tedai yani çağrışımlar yoluyla nice tabloları düşündüğünüzü biliyorum…
İşte sizin hatırınıza gelen bütün bu tablolar, yaşanmış birer hayat hikâyesidir. Onları böyle yaşamaya sevk eden de, intisabıyla şeref duydukları İslâm’dır.
Daha sonra gelenler arasında da bu ölçüleri kendilerine düstur edinen nicelerini görürsünüz. Çünkü onlar da örnek olarak Allah Resûlü’nü seçmişlerdi. Zaten O’na ittiba ve iktidayı emreden âyet de buna âmirdi: “Resûl size ne verirse onu alacak ve sizi neden menederse ondan da kaçınacaksınız.”22
Bu ilâhî emir dün ve bugün bütün mü’minler için geçerlidir. Zira bizler için en güzel örnekler, hem de ziyadesiyle Allah Resûlü’nde bulunmaktadır.
Cennet arzusu ve Cehennem’e girme endişesi, yani ahiret şuuru da aynı şekilde malın temerküzünü engelleyen hususlardandır.
4. Özet
Dipnotlar
- 22 Haşir sûresi, 59/7.