İçeriğe geç

Nehy-i ani’l-münker hakikati Müslümanları dinç ve dinamik tutan, düşünce, duygu, amel ve ahlâkta onlara ilham kaynağı olan çok önemli bir esastır. Düşünce ve tefekkürde ilham olmazsa, hayatın hemen her ünitesinde bir çöküş ve geriye gidiş başlar.

Ayrıca, âyetten anladığımız kadarıyla, nehy-i ani’l-münker devamlılık isteyen bir sorumluluktur ve bu hususta ihmalin zerresine dahi taviz verilmemelidir. Hadis bir yandan bu şartı vaz’ederken, diğer yandan da nehy-i ani’l-münkerin derecelerini şekillendirir:

“Sizden kim bir münker (kötülük) görürse, onu eliyle değiştirsin. Gücü yetmezse, diliyle değiştirsin. Buna da gücü yetmezse, kalbiyle ona buğzetsin. Bu sonuncusu en zayıf bir iman göstergesidir.”7

Münker, İslâm’ın çirkin gördüğü her şeydir. Bu itibarla bir Müslümanın, çirkin gördüğü bir hareket karşısında yapacağı ilk iş, kendini ve çevresini o münkerin menfî tesirinden kurtarmaktır. Bu işin keyfiyeti, hukuk sistemi tarafından kendisine verilen bir yetki varsa eliyle, böyle bir yetkisi yoksa diliyle vazgeçirmektir. Yani ister sözlü ister yazılı mücadele etmektir. Buna da imkânı yoksa, ona karşı kalbî alâkasını kesmektir ki, bu, imanın en zayıfının tezahürü sayılmıştır.

Kalben buğzetmeyi şöyle anlamak da mümkündür: İnsan kalben kızdığı, öfkelendiği bir insanla aynı mecliste bulunmamak için elinden gelen her şeyi yapar. Hele onunla aynı çizgide mütalâa edilmeyi asla istemez. Evet, sevgi ve nefret aynı anda bir kalbde bulunmaz. Durum böyle olunca, münkere karşı buğzeden bir mü’min, kendi metafizik gerilimini de korumuş olur.

6. Devlete Düşen Görev

Böyle bir sorumluluk sırf fertlere düşen bir mükellefiyet değildir. Emr-i bi’l-mâruf nehy-i ani’l-münker aynı zamanda devletin de vazifesidir ve bu vazifede devamlılık, devlet adına elzemdir.

35