İçeriğe geç

Fert ve cemiyet arasında muvazene bozulunca, cemiyetin nasıl altüst olduğunu Benî İsrail ve emsali milletlerin tarihî serencamelerinde müşâhede etmek mümkündür. Bunlar fitne ve fesada davetiye çıkarttıkları için önce kalbleri düşmanlıklarla darmadağınık hâle geldi, sonra da zilletten zillete sürüklenip gittiler.

İsrailoğulları’nın bir devrede Hıristiyan dünyasından çekmedikleri eza ve maruz kalmadıkları hakaret kalmadı. Başka bir dönemde yıllarca esaret hayatı yaşadılar. Tarih-i kadimde Şabur tarafından işkencelerin en iğrenciyle tecziye edildiler. Onların böyle bir duruma düşmelerinin –zannediyorum– tek sebebi vardı ki, o da, aralarında emr-i bi’l-mâruf ve nehy-i ani’l-münker yapmamalarıydı. Bu sebeple idi ki, kalblerinde ayrılık tohumları serpilip gelişti, sonra da esaretleri esaretler takip etti.

Biz dahil, yıkılan bütün toplumlar, hep aynı kaderin kurbanlarıydı. Bu kadarlıkla da kalmamıştı; bu kader, onlarda korkunç bir kompleks ve insanlıktan intikam alma hissini geliştirmişti. Bugünkü durumları da bu ruh zilleti ve alçaklık psikolojisinden kaynaklanmaktadır. Böyle bir kompleks taşıyan toplumlar, kendilerini yok etme pahasına bütün bir insanlığı ve insanî değerleri tahrip bile edebilirler.

İşte Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), Benî İsrail vak’asını rapor ederken, böyle bir akıbete düşmemeleri için yapılması gereken her şeyi baştan yapmaları gerektiği hususunu ümmetine ihtar ediyor ve onlara çözülüp dağılmamanın yollarını gösteriyordu.

Fertle cemiyet arasında ciddî bir alâka mevcuttur. Cemiyet, fertlerden meydana gelir. Faziletle donatılmış fertlerden meydana gelen bir toplum da faziletlidir. Bu itibarla, fertlerin faziletli olmaları ne kadar derin ve ciddî ise toplum o ölçüde faziletli sayılır.

32