İnsanın kazandığı faziletler ezelî olmadığı gibi ebedî de değildir. Ortada bir keynûnet (sonradan olma) söz konusudur. Dolayısıyla, elde edilen fazilet ve hayırlı oluşumlar, o fazileti kazandıran şartların devamını iktiza ederler. Şartlarının gerçekleşmediği yerde faziletten de söz edilemez.
Bu konuda fert ve cemiyet için eğer bir şey söz konusu ise, o da fazilet şartlarını hazırlayıp devam ettirmeleridir. Böyle bir gayretin kısa veya uzunluğuna göre, cemiyetlerin ömürleri de kısa veya uzun olur. Bu itibarla, her zaman fert ve cemiyet elde ettikleri değerleri kemal-i hassasiyetle koruma mecburiyetindedirler. Aksi hâlde, sukut sukut üstüne yıkılır giderler de bir daha da bellerini doğrultamazlar.
4. Emr-i bi’l-mâruf, İslâmî Toplumun Ayakta Kalabilmesinin En Önemli Esasıdır
Evet, cemiyeti ayakta tutan ve onun varlığının devamını sağlayan faziletlerin başında, emr-i bi’l-mârufun yapılması gelir. Bu yapılmadığı zaman yavaş yavaş gerilemeler başlar ve bu gerileme gider tükenişle neticelenir. Böyle bir duruma düşmemek için her zaman metafizik gerilimin en üst seviyede korunması gerekmektedir.
Metafizik gerilimin devam ettirilmesi, meselelerimize karşı dopdolu bir gönüle vâbestedir. Ayrıca gözün ve gönlün, günahlara karşı kapalı olması da gerekir. Gönlü ve gözü günahlara kapalı bir fert, cemiyetine dıştan gelip girecek ve onu yıkıp yok edecek tehlikeler karşısında, hudutta nöbet bekleyen bir asker gibidir ki, Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) işte bu iki gözü önemli bir fasl-ı müşterek ile bir tutar ve mealen: