İçeriğe geç

Ne gariptir ki, onlar, dünden bugüne hep kendilerini insaniyetin hamisi, zulmün düşmanı, ilim ve sanatın mümessili; bizi de, cehalet ve barbarlığın temsilcisi gibi gösterip, sürekli sefaletimizden ve onlara ihtiyacımızdan dem vurup durmalarına karşılık, bizdeki bir kısım safderun kimseler veya kültür sarhoşları, bu zalim dünyayı kendi nesillerine Hızır gibi gösterip devamlı alkışlatmışlardır. Onların gazete, mecmua, radyo ve televizyonlarında görüp duydukları hemen her şeyi, fevkalâde bir lâubalîlikle kendi nesillerine anlatmış ve hatta bu ülkede onların düşüncelerinin kavgasını vermişlerdir.

Oysaki, batı bizi hiçbir zaman sevip kabullenmedi… O, güçlü olduğumuz zaman, tabasbus, riya ve entrikalarla; güçlendiği dönemlerde de bizi ezerek ve inleterek hep kendi hedeflerini takip etti. Tabiî bu hedeflerin başında da İslâm’ın sesini kesmek geliyordu.. evet, Osmanlı Devleti’nin başına açılan gâileler bunun için; çevremizde koparılmak istenen kızıl kıyametler de bunun içindi. Mezhep mülâhazasıyla kıyam edenler onun tahrikiyle kıyam ediyordu.. ırkçılık düşüncesiyle başkaldıranların arkasında o vardı. Defaatle ülkemizi dört bir yandan sarıp tehdit eden aynı dünya; binlerce masum çocuğu, tâli’siz genci, bedbaht ihtiyarı kendi topraklarında cellatlar gibi boğazlayan da aynı kanlı ellerdi. Evet, o ellerdi şeytanları bile ürkütecek cinayetleri alkışlayanlar; onlardı Ermeniye çanak tutup, Güneydoğu’daki eşkıyaya yeşil ışık yakanlar!

144