İçeriğe geç

Bizler, yetiştiğimiz dönemde, şehir ve köylerimizde, muhteşem geçmişimize ait izlerin, ardı arkası kesilmeyen fırtınalarla savrum savrum savrulduğunu görüyor, hasret ve hicranla iki büklüm oluyorduk. İşte bu esnada bile, ata yadigârı o mübarek beldelerimiz, maddî-mânevî havası, iklimi, tabiatı, ruhanî hayatı ve onu ayakta tutan dinamikleriyle bizleri kucaklıyor; burcu burcu mazi kokan bağrına basıyor ve avunduruyordu. O zamanlar bile, biz onu, çok büyülü buluyor; ona koşuyor ve tedailerin diliyle bize anlattıklarını zevkle dinliyorduk. Kim bilir belki de o gün dinlediğimiz şeyler, bir gün gelir yine gerçek olur..!

Şanlı geçmişin Cennet dönemlerinden, bir bir toparlanmış ve millet hayatıyla beslenmiş bir mukaddes birikimi ifade etmeden âciz, benim perişan cümlelerimi bir tarafa bıraksanız dahi –ki, bence bırakmanız uygun olacaktır– onlara ait iz ve emareler, bugün olmasa da yarın çoklarının başını döndürecek, ruhlarına heyecan salacak ve onları bir kere daha muhteşem maziyi gözden geçirmeye sevk edecektir.

İşte, o zamanın tâli’li nesilleri, şimdikinden daha derin, daha hisli zamanlara erecek; şerefli mazisinden aldığı hızla, geçmişin hülyalarına denk dünyalar kuracak.. küçük ölçü ve küçük kıstaslardan kurtularak, var olmanın kusursuz ve ârızasız, güzelliklerin hudutsuz ve inkıtâsız, hazların sınırsız ve pâyansız olanına ulaşacak ve bahtlarına tebessüm edeceklerdir.

50