İçeriğe geç

tarzda ve surette bulunmakla beraber, farklılıklar bid’at değildir. Her ne kadar bir kısım âlimler bunlardan bazılarını bid’at kabul etmişse de, onlara “bid’a-yı hasene” yani Kur’an ve sünnete aykırı olmayan bid’atlar adını vermişlerdir. İkinci bin yılın müceddidi İmam Rabbânî (radiyallâhu anh) diyor ki:

“Ben ruhani seyr-i sülûkumda Resûl-u Ekrem’den (aleyhissalâtü vesselam) rivayet edilen sözlerin nurlu olduğunu, sünnet-i seniyyenin ışığıyla parladığını görüyordum. Ondan rivayet edilmiş olmayan parlak, kuvvetli virdlerde ve hallerde ise o nur yoktu. Bunların en parlağı, Resûl-u Ekrem’den nakledilenlerin en azına bile denk gelmiyordu. Anladım ki, sünnet-i seniyyenin parıltıları bir iksirdir. Sünnet nur isteyenlere yeter, başka yerde nur aramaya ihtiyaç yoktur.”

İşte hakikat ve Şeriat kahramanı olan böyle bir zâtın şu hükmü gösteriyor ki, sünnet-i seniyye dünya ve ahiret saadetinin temel taşı, kemâlâtın madeni ve kaynağıdır.

اَللّٰهُمَّ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَ السُّنَّةِ السَّنِيَّةِ

رَبَّنآ اٰمَنَّا بِمٓا أَنْزَلْتَ وَاتَّبَعْنَا الرَّسُولَ فَاكْتُبْنَا مَعَ الشَّاهِدِينَ

Onuncu Nükte

قُلْ إِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللّٰهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللّٰهُ ayetinde mucizevî bir vecizlik vardır. Çünkü bu üç cümlenin içine pek çok cümle yerleştirilmiştir. Şöyle ki:

Ayet, “Allah’a (celle celâluhu) imanınız varsa elbette Allah’ı seveceksiniz. Madem Allah’ı seviyorsunuz, O’nun sevdiği tarzda hareket edeceksiniz. O’nun sevdiği tarzda hareket ise sevdiği zâta benzemekle olur. O zâta benzemek, ona uymaktır. O zâta uyarsanız, Allah da sizi sever. Zaten siz Allah’ı seversiniz, ta ki Allah da sizi sevsin.” diyor.

95