sözlerinde ve hallerinde istikamet açıkça görünüyor. Mesela, aklın fesat ve karanlığı hükmündeki ifrat ve tefriti olan ahmaklık ve kurnazlıktan arınmış bir şekilde, aklını daima orta yol ve dosdoğru olan hikmet istikametinde kullanarak hareket etmiştir. Öfke duygusunun bozulmuş hali, ifrat ve tefriti olan korkaklıktan ve ölçüsüz, aşırı öfkeden münezzeh bir şekilde, bu duygunun doğru ve orta yolu olan mukaddes cesaret ile öfkesini dengeleyip ona göre davranmıştır. Şehvanî hislerin bozulmuş hali, ifrat ve tefriti olan hiçbir şeye istek duymamaktan da haddi aşmaktan da uzak bir şekilde, o hissin dosdoğru hali olan iffeti, azami masumiyet derecesinde rehber kabul etmiştir. Ve bunun gibi...
Bütün sünnetlerinde, fıtrî hallerinde ve şer’i hükümlerinde istikamet yolunu tercih edip zulüm ve karanlık olan ifrat ve tefritten, israftan ve saçıp savurmaktan kaçınmıştır. Hatta konuşmasında, yiyip içmesinde bile iktisatlı olmayı rehber edinmiş, israftan kesinlikle sakınmıştır. Bu hakikati etraflıca izah eden binlerce cilt kitap telif edilmiştir. اَلْعَارِفُ تَكْفِيهِ الْإِشَارَةُ sırrınca, denizden bu damla ile yetinip kıssayı kısa kesiyoruz.
اَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلٰى جَامِعِ مَكَارِمِ الْأَخْلَاقِ وَمَظْهَرِ سِرِّ ﴿وَإِنَّكَ لَعَلٰى خُلُقٍ عَظِيمٍ﴾ اَلَّذِي قَالَ مَنْ تَمَسَّكَ بِسُنَّتِي عِنْدَ فَسَادِ أُمَّتِي فَلَهُ أَجْرُ مِائَةِ شَهِيدٍ
وَقَالُوا الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذِي هَدٰينَا لِهٰذَا وَمَا كُنَّا لِنَهْتَدِيَ لَوْلٓا أَنْ هَدٰينَا اللّٰهُۚ لَقَدْ جٓاءَتْ رُسُلُ رَبِّنَا بِالْحَقِّ
سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنآ إِلَّا مَا عَلَّمْتَنَا إِنَّكَ أَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ
Dipnotlar
- Arif olana bir işaret yeter.
- Allahım! “Şüphesiz sen pek büyük bir ahlâk üzeresin.”* sırrına mazhar olarak en üstün meziyetleri kendisinde toplayan** ve “Ümmetimin fesadı zamanında benim sünnetime yapışana yüz şehit sevabı vardır.”*** buyuran zâta rahmet et. * Kalem sûresi, 68/4. ** Bkz. Ahmed İbni Hanbel, el-Müsned 2/381; İbni Ebî Şeybe, el-Musannef 6/324. *** et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-Evsat 5/315; İbni Adiyy, el-Kâmil 2/327; el-Beyhakî, ez-Zühd s. 118.
- “‘Hamdolsun bizi bu cennete eriştiren Allah’a! Eğer Allah bizi muvaffak kılmasaydı, biz kendiliğimizden yol bulamazdık. Rabbimizin elçilerinin gerçeği bildirdikleri bir kere daha kesinlikle anlaşılmıştır.’ derler.” (A’râf sûresi, 7/43).
- “Sübhansın ya Rab! Senin bize bildirdiğinden başka ne bilebiliriz ki? Her şeyi hakkıyla bilen, her şeyi hikmetle yapan sensin.” (Bakara sûresi, 2/32).