İşarî mânâsıyla da der ki: “Ey insan ve ey insanlığın reisi, rehberi! Bütün mevcudat seni bırakıp fânilik yolunda yokluğa gitse, canlılar senden ayrılıp ölüm yolunda koşsa, insanlar seni terk edip mezarlara girse, gaflet ve dalâlet yolundakiler seni dinlemeyip karanlıklara düşse bile merak etme! De ki: Cenâb-ı Hak bana yeter. Madem O var, her şey var. O halde, gidenler yokluğa gitmedi. O’nun başka bir memleketine gidiyorlar. Ve o Yüce Arşın Sahibi, onların yerine sonsuz askerlerinden başkalarını gönderir. Kabre girenler yok olmaz, başka bir âleme giderler. Allah, onların yerine başka vazifelileri yollar. Dalâlete düşenlerin yerine hak yolunu takip edecek itaatkâr kullarını gönderebilir. Madem öyle, O her şeye bedeldir. Bütün eşya, O’nun bir tek teveccühüne denk olamaz!”
İşte bu işarî mânâ sayesinde bana dehşet veren üç müthiş cenaze başka bir şekil aldı. Anladım ki ölüm, hem Hakîm, hem Rahîm, hem Âdil, hem Kadîr bir Zât-ı Zülcelâl’in idaresi, rubûbiyeti, hikmeti ve rahmeti altında hikmetli, ibretli bir gezinti, vazifelerin yapıldığı bir seyahat, bir seferdir, bir terhis ve vazifelendirmedir; böylece kâinat çalkalanıyor, yenilenip devam ediyor.
Beşinci Nükte
قُلْ إِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللّٰهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللّٰهُ yüce ayeti, sünnete uymanın ne kadar mühim ve gerekli olduğunu kesin bir şekilde ilan ediyor. Evet, bu ayet-i kerime, mantık ilmindeki kıyas yöntemlerinden “istisnaî kıyas”ın en kuvvetli ve açık örneğidir:
Nasıl ki, mantıkta bu kıyas türüne misal olarak şöyle denilir: “Eğer güneş çıkarsa gündüz olur.” Müspet netice için, “Güneş çıktı, öyleyse şimdi gündüzdür”; menfî netice içinse, “Gündüz yok, öyleyse henüz güneş çıkmadı.” denilir. Mantıkça müspet ve menfî olan bu iki netice kesindir.
Aynen öyle de, şu ayet-i kerime der ki: “Eğer Allah’a muhabbetiniz varsa Habibullah’a uyunuz. Uymazsanız Allah’ı sevmiyorsunuz demektir.” Allah sevgisi, Habibullah’ın sünnet-i seniyyesine uymayı netice verir.
Dipnotlar
- “De ki: Ey insanlar, eğer Allah’ı seviyorsanız, gelin bana uyun ki Allah da sizi sevsin.” (Âl-i İmran sûresi, 3/31).
- Neticesi veya zıddı bizzat kendisinde zikredilen kıyas.