İçeriğe geç

yıldızlarla yaldızlanması, bu âlemi idare eden sınırsız bir saltanatın varlığını akıl sahiplerine ilan eder.

İşte o Kudreti Sonsuz Yaratıcı, her şeyi bilir. O, her şeyi kuşatan bir irade ile dileyendir; ne dilerse olur, olmamasını dilediği de olmaz. O, sınırsız, kuşatıcı ve zâtî (kendinden) bir kudretle her şeye gücü yetendir. Nasıl ki güpegündüz, şu güneşin ışıksız ve ısısız olduğu düşünülemez, bu mümkün değildir. Aynen öyle de, gökleri, kuşatıcı bir ilim ve sınırsız bir kudret olmaksızın yaratan bir ilahın varlığı da tasavvur edilemez, böyle bir şey asla mümkün değildir. Demek, kesinlikle, bizzat kendinden olan kuşatıcı ilmiyle O, her şeyi bilir. Öyle bir ilmin, her şeyle irtibatı zorunludur. Her yerde hâzır ve şahit olan, her şeye nüfuz eden, her şeyi nuranî bir enginlikle kuşatan böyle bir ilimden bir şeyin ayrı düşmesi mümkün değildir.

Bütün varlıkta görünen ölçülü intizam ve intizamlı ölçüler, umumi hikmet ve eksiksiz, kusursuz, mükemmel inayetler, muntazam kader ve buna bağlı olarak meydana gelen güzel neticeler, süresi belirlenmiş eceller, ölçüsü belli rızıklar, türlü türlü mükemmel sanatlar, olağanüstü süslemeler, birbirinden son derece farklı, ölçülü, intizamlı ve sağlam yapılmalar ve fevkalâde kolay var edilmeler, Allâmü’l-Guyûb’un ilminin her şeyi kuşattığının şahitleridir.

“Yaratan, yarattığını hiç bilmez olur mu? (İlmi her şeye nüfuz eden, her şeyden haberi olan) Latîf ve Habîr O’dur.” ayeti gösteriyor ki, bir şeyi var etmek, onunla ilgili her şeyi bilmeyi gerektirir. Ve varlıktaki vücûd nuru, onda ilim nurunu da lüzumlu kılar.

İnsandaki çok güzel sanatın güya onun şuuruyla olduğunu kabul etmekle, insanın yaratılışının, Yaratıcısının ilmiyle gerçekleştiği hakikati arasındaki nispet; karanlık gecedeki yıldız böceğinin ışıkçığının, gün ortasında parıl parıl parlayan güneşin ışığına nispeti gibidir.

Her şeyi bilen O olduğu gibi her şeyi dileyen de O’dur. O’nun dilemesi olmadan hiçbir şeyin meydana gelmesi mümkün değildir. Kudret yarattığı, ilim temyiz ettiği (ayırdığı) gibi, irade de tahsis eder (seçer), sonra da varlık meydana gelir.

413