İçeriğe geç

Sonsuz Celâl ve Kemâl Sahibi bir Cemîl ve Ezelî bir Nakkâş’tır ki, bu kâinatın sayfaları ve tabakalarıyla, küll-cüz olarak, külliyet-cüziyet ve varlık-bekâ itibarıyla hakikati:

º O’nun kaza ve kader kaleminin ilim ve hikmetle tanzim ve tak

dir ettiği çizgileri,

º ilim ve hikmet pergelinin sanat ve tasvir ile nakışları,

º sanat ve tasvirinin, mucizeler saçan bembeyaz elinin lütuf ve

keremle aydınlatıp süslemeleri,

º sonsuz rahmet ve nimetle kendini tanıtmasının ve sevdirmesi

nin, lütuf ve kereminin, güzelliğinin çiçekleri,

º merhamet ve şefkatinin, nimet ve rahmetinin kaynağından son

derece güzel ve mükemmel bir şekilde taşan meyveleri,

º varlıkların, günlerin ve senelerin hızla akmasına rağmen nimet

vermenin devam etmesinin, mevsimlerin, asırların ve devirlerin peş peşe geçmesine rağmen Cemâl’in tecellilerinin sürmesinin, mazharların değişkenliğinin ve aynaların fâniliğinin şehadetiyle daimî bir kemâl ve sonsuz bir güzelliğin parıltıları olduğunu gösterir.

Evet, aynaların fâniliği ve varlıkların gelip geçiciliği ile beraber tecellilerin ve feyizlerin devam etmesi, her şeyden daha açık, daha belirgin bir şekilde, onlarda görünen güzelliğin ve göz alıcı mükemmelliğin kendilerine ait olmadığına; apaçık bir dille ve en belirgin delille o tecellilerin, bir Vâcibü’l-Vücûd’un, bir Bâkî-i Vedûd’un mutlak güzelliği ve sürekli yenilenen ihsanları olduğuna işaret eder.

Evet, eserin mükemmelliği, apaçık bir şekilde fiilin mükemmelliğini, fiilin mükemmelliği ise kesin olarak ismin ve fâilin mükemmelliğini gösterir. İsmin mükemmelliği hiç şüphesiz sıfatın mükemmelliğine, sıfatın mükemmelliği, açıkça, şe’nin mükemmelliğine işaret eder. Şe’nin mükemmelliği ise kesinlikle o Zât’a yaraşır bir şekilde O’nun kemâlini gösterir. İşte bu, aksine ihtimal verilemeyecek bir gerçektir.

409