Bu uzun zaman içinde, o kelimeleri binlerce defa tekrar ettiğim halde ne bana usanç geliyor, ne verdikleri zevk azalıyor, ne de ruhumun onlara ihtiyacı kayboluyordu. Bütün o tefekkürler, Kur’an ayetlerinin parıltıları olduğundan, ayetlerin bir hususiyeti olan usandırmamak ve tatlılığını korumak vasfının bir cilvesi, o tefekkür aynasında görünmüştür.
Son zamanlarda gördüm ki: Risale-i Nur’un çeşitli kısımlarındaki kuvvetli hayat çekirdeği ve parlak nurlar, o tefekkür zincirinin parıltılarıdır. Bana gösterdikleri tesiri başkalarına da gösterecekleri düşüncesiyle, ahir ömrümde tamamını kaleme almaya niyet etmiştim. Gerçi çok mühim parçaları başka risalelerde yazılmıştır; fakat bütününde ayrı bir kuvvet ve kıymet bulunacaktır.
Ömrün sonu belli olmadığından ve bu hapisteki mahkûmiyetim ve vaziyetim ölümden beter bir hal aldığından, hayatın sonunu beklemeden kardeşlerimin ısrar ve zorlamalarıyla, değiştirilmeden, o tefekkür zinciri yedi “bâb” şeklinde yazıldı.
(Bu Lem’a’nın diğer altı bâbı, teksir Lem’alar mecmuasında neşredildiğinden burada yer almadı.)