Error: Only up to 6 modules are supported in this layout. If you need more add your own layout.

el-Fıtriyye

Herkul | . | KITAP OZETLERI

Kitap Adı : el-Fıtriyye
Özetleyen : Cihan Kaya
Yazarı : Prof. Dr. Ferid el-Ensârî
Dili : Arapça
Yayınevi : Risâletü’l-Kur’an Yayınları
Sayfa Sayısı : 327
Özeti İndir  

 

الفطرية

بعثة التجديد المقبلة من الحركة الإسلامية إلى دعوة الإسلام

فريد الأنصاري

منشورات رسالة القرآن

Prof. Dr. Ferid el-Ensârî

Fas’ın tanınmış âlimlerinden Ensârî hoca, 1960 yılında Fas’ın güneydoğusundaki şehirlerden Reşidiyye’de dünyaya geldi. Başarılı ilköğretim ve lise eğitiminden sonra Fas şehrindeki Muhammed b. Abdullah Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde İslami Araştırmalar üzerine yüksek öğretim okuma hakkını kazandı. Buradaki yüksek öğretimini başarıyla bitirdikten sonra Rabat’taki 5. Muhammed Üniversitesi’nde Fıkıh Usulü sahasında mastırını tamamladı. Muhammediye şehrinde yine Fıkıh Usulü sahasında doktora yaptı. Ensârî, akademik çalışmalarının tamamını Fas’ın önde gelen ilim adamlarından Prof. Dr. Şahid el-Buşihi’nin gözetimi altında yaptı. Hocası büyük âlim el-Buşihi onun hakkında “Ferid gerçekten sahasında ferid (tek)dir. Allah onu ilim ve ilmi araştırmalar için yaratmıştır desek abartmış olmayız.” diyor. Çalışmalarının çoğu Usul-i Fıkıh ve bu konuda çok önemli eser ve tesirleri olan Şatıbî üzerine idi. Daha sonra Miknâs’daki Atîk Üniversitesi’nde Tefsir bölüm başkanlığı yaptı. Aynı zamanda Mevlâye İsmail Üniversitesi’nde Fıkıh Usulü dersleri vermeye devam etti. Bütün bunların yanında aynı üniversitede fetva heyeti başkanlığı görevini de yürütmeye devam ediyordu.

Üstad Ferid el-Ensârî daha sonra bütün gayretlerini Kur’an’ın daha iyi anlaşılması ve hayata taşınması etrafında yoğunlaştırdı. Bu dönemde “Kur’an Meclisleri” adı altında değişik çalışmalar organize etti ve samimiyetiyle etrafında ciddi bir takipçi kitlesinin oluşmasını sağladı.

Yakalandığı kanser hastalığı dolayısıyla, ölümü beklediği esnada kaleme aldığı son eseri olan, “Avdetü’l-fürsan” (Kahramanların dönüşü) isimli eserini, Arap dünyasının gençlerine ithaf ederek, onlara kudve olabilecek bir Müslüman portresi sunuyor. Edebi yönü ağır basan bu roman, aslında bir fıkıh âlimi olan Ferid el-Ensârî’nin aynı zamanda coşkun bir kalb sahibi ve hissiyatını ifade etmede ne kadar mâhir bir edîb olduğunu gösteren bir eseridir.

Muhterem müellif, 49 yaşında vefat etmesine rağmen, geride farklı alanlardan bir çok eser bırakmıştır. Bunlardan bazıları şunlardır:

صدر له من الدراسات العلمية:

1 – التوحيد والوساطة في التربية الدعوية « الجزء الأول والثاني »، نشر وزارة الأوقاف والشؤون الإسلامية بدولة قطر (صدر ضمن سلسلة كتاب الأمة القطرية بالعددين: 47، 48 ) السنة: ( 1995م ).

2 – الفجور السياسي والحركة الإسلامية بالمغرب: دراسة في التدافع الاجتماعي، منشورات الفرقان، الدار البيضاء، ط. الأولى: ( 2000م ).

3 – سيماء المرأة في الإسلام بين النفس والصورة، دار السلام، القاهرة، ط. الأولى ( 2010م ).

4 – ميثاق العهد في مسالك التعرف إلى اللَّـه. مطبعة أنفوبرانت، فاس، ط. الأولى ( 2003م ).

5 – مفاتح النور: دراسة للمصطلحات المفتاحية لكليات رسائل النور لبديع الزمان النورسي، نشر مركز النور للدراسات والبحوث بـإستنبول بالاشتراك مع معهد الدراسات المصطلحية بفاس، مطبعة نيسل بـإستنبول، ط. الأولى ( 2004م ). Nur’un Anahtar Kavramları

6 – مجالس القرآن من التلقي إلى التزكية. دار السلام، القاهرة، ط. الأولى ( 2009م ).

7 – المصطلح الأصولي عند الشاطبي: ( أطروحة دكتوراة )، دار السلام، القاهرة، ط. الأولى ( 2010م ).

8 – مفهوم العَالِـميَّة من الكتاب إلى الربانية ، دار السلام، القاهرة، ط. الأولى ( 2009م ).

9 – الأخطاء الستة للحركة الإسلامية بالمغرب، مطبعة الكلمة، مكناس/ المغرب، ط. الأولى ( 2007م ).

10 – بلاغ الرسالة القرآنية، دار السلام، القاهرة، ط. الأولى ( 2009م ).

11 – قناديل الصلاة « كتاب في المقاصد الجمالية للصلاة » دار السلام، القاهرة، ط. الأولى ( 2009م ).

12 – جمالية الدين: معارج القلب إلى حياة الروح، دار السلام، القاهرة، ط. الأولى ( 2009م ).

13 – الفطرية ( بعثة التجديد المقبلة ) من الحركة الإسلامية إلى دعوة الإسلام، دار السلام، القاهرة، ط.?الأولى ( 2009م ).

14 – الدين هو الصلاة والسجود للَّـه باب الفرج، دار السلام، القاهرة، ط. الأولى ( 2010م ).

15 أبجديات البحث في العلوم الشرعيةمحاولة في التأصيل المنهجي

-16البيان الدعوي وظاهرة التضخم السياسي نحو بيان قرآني للدعوة الإسلامية

17- كاشف الأحزان ومسالح الأمان

18 – هذه رسالات القرآن فمن يتلقاها

Aynı zamanda edebi bir şahsiyete sahip olan müellifin, kaleme aldığı, şiir divanları ve romanları da bulunmaktadır. Bunlardan bazıları şunlardır:

1 – ديوان القصائد: شعر، مطبوعات الأفق، الدار البيضاء ( 1992م ).

2 – الوعد: شعر، مطبعة أنفوبرانت، فاس ( 1997م ).

3 – جداول الروح: شعر مشترك مع الشاعر المغربي عبد الناصر لقاح، مطبعة سندي، مكناس ( 1997م ).

4 – ديوان الإشارات، طبع دار النجاح الجديدة، منشورات الدفاع الثقافي بالمغرب ( 1999م ).

5- قصيدة كيف تلهو وتلعب !

6- مشاهدات بديع الزمان النورسي(شعر)

7 – كشف المحجوب: رواية. مطبعة أنفوبرانت، فاس ( 1999م ).

8 – آخر الفرسان: رواية، نشر دار النيل، إستنبول ( 2006م ).

9– Son telifi olan, muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi’nin hayatını roman üslubuyla kaleme aldığı عودة الفرسان isimli eseri.

Müellifin zikredilen bu eserlerinden bazıları Fransızca, İngilizce ve Türkçe’ye tercüme edilmiştir. Ayrıca hocanın farklı gazete ve dergilerde yayınlanmış bir çok makalesi, görüntülü ve sesli kayıtları mevcuttur.

Müellif, Perşembe günü, 5 kasım 2009 tarihinde İstanbul’da, Sema Hastanesinde vefat etti. Cenazesi 7 kasım 2009 tarihinde ülkesine nakledilerek, 8 kasımda Ezher Camiinde cenaze namazı kılındı ve Miknas şehrindeki Zeytune kabirliğine defnedildi. Cenazesine sevenlerinden oluşan binlerce insan iştirak etti.

Mukaddime

Müellif kitabın girişinde el-Fıtriyye isimli bu kitabını yazma sebebini şu şekilde izah etmektedir:

İnsanın tabiatını, fıtratını ve gelişim sürecini yakından inceleyen beşeri ilimler, günümüzde farklı bir ünvan altında, islamın, potansiyel olarak her bir beşerin fıtratına yerleştirdiği özelliklerin, diğer bir ifadesiyle insanın fıtratı aslisinin tedmir edilmesini konu edinmektedir. Müellif bu eserinde, küreselleşen bu dünyada yenilik adına elimizden alınan değerlerimizi yeniden ikame edebilmemiz, hakiki manada Allaha kul olarak en hayırlı ve en faziletli makamın makamı ubudiyet olduğunu; ictimai, siyasi, iktisadi alanlarda, hayatın her biriminde Cenab-ı Hakk’ın Rabbu’l-âlemin olduğunu tevhid hakikatı çerçevesinde, bir kez daha anlatmakta ve insanın kaybettiği safvetini, fıtratı aslisini yeniden kazanabilmesi adına, Kur’an’ın

فِطْرَةَ اللَّهِ الَّتِي فَطَرَ النَّاسَ عَلَيْهَا

Allah’ın insanları yaratmasında esas kıldığı o fıtrata uygun hareket et.

veciz ifadesiyle, insanın yaratıldığı halini koruması, beyaz bir sayfa gibi olan fıtratını, harici unsurlarla kirletmemesi… gibi mevzular üzerinde durmaktadır.

Müellif kitabının bir çok yerinde eleştirel bir üslupla, insanın fıtrat-ı aslisinin bozulmasında en büyük unsurun, batının dini, ahlaki, kültürel, siyasi ve iktisadi alanlardaki yeni anlayış ve telakkileri olduğunu ifade etmektedir. İslam ümmeti olarak batının bu tutumu karşısında çekilen sıkıntıları, gelecek günlerin birer müjdecisi olarak değerlendiren müellif, bunların, islam ümmeti için birer ibtila unsuru olduğunu söyleyerek, Kur’an-ı Kerim’den ve Sünnet-i Sahiha’dan iktibaslar yapmaktadır. Bu bağlamda;

أَمْ حَسِبْتُمْ أَنْ تَدْخُلُوا الْجَنَّةَ وَلَمَّا يَأْتِكُمْ مَثَلُ الَّذِينَ خَلَوْا مِنْ قَبْلِكُمْ مَسَّتْهُمُ الْبَأْسَاءُ وَالضَّرَّاءُ وَزُلْزِلُوا حَتَّى يَقُولَ الرَّسُولُ وَالَّذِينَ آَمَنُوا مَعَهُ مَتَى نَصْرُ اللَّهِ أَلَا إِنَّ نَصْرَ اللَّهِ قَرِيبٌ

Yoksa siz, daha önce geçmiş ümmetlerin başlarına gelen durumlara mâruz kalmadan cennete gireceğinizi mi sandınız?Onlar öyle ezici mihnetlere, öyle zorluklara dûçar oldular, öyle şiddetle sarsıldılar ki, Peygamber ile yanındaki müminler bile “Allah’ın vaad ettiği yardım ne zaman yetişecek?” diyecek duruma geldiler.İyi bilin ki Allah’ın yardımı yakındır.

Ayet-i kerimesini ve Efendimizin, bu dinin, bu mesajın güneşin doğup battığı her yere ulaşacağını ifade eden bişaretini naklediyor:

لَيَبْلُغَنَّ هَذَا الْأَمْرُ مَا بَلَغَ اللَّيْلُ وَالنَّهَارُ وَلَا يَتْرُكُ اللَّهُ بَيْتَ مَدَرٍ وَلَا وَبَرٍ إِلَّا أَدْخَلَهُ اللَّهُ هَذَا الدِّينَ بِعِزِّ عَزِيزٍ أَوْ بِذُلِّ ذَلِيلٍ عِزًّا يُعِزُّ اللَّهُ بِهِ الْإِسْلَامَ وَذُلًّا يُذِلُّ اللَّهُ بِهِ الْكُفْرَ

İster kerpiçten yapılsın isterse deve kılından, Allah yeryüzündeki her eve İslâm’ı hakim kılacaktır. Bu da, ya yüce olan (dinin) izzeti/hakimiyeti veya hor olan (küfrün) boyun eğmesi ile gerçekleşecektir, bundan sonra da Allah onları ya yüceltir ve ehl-i İslâm’dan kılar, ya da boyun eğdirir ve İslâm’ın hakimiyetine mâni olamazlar, benimserler.

(Ahmed b. Hanbel)

Yer yer özeleştiri yapan müellif, İslam ümmeti olarak asırlardan bu yana özümüzden, temel değerlerimizden çok şey kaybettiğimizi, maddi ve manevi bir çok kurban verdiğimizi ifade ediyor. Ümmet olarak kalkınacağımız, yeniden dirileceğimiz, tüketici değil üretici, meful değil fail olacağımız ana kadar da, başka güçlerin vesayetinden kurtulmamız muhaldir. Efendimiz içinde bulunduğumuz bu hali, asırlar öncesinden açık ve net bir şekilde beyan buyurmuşlardır:

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يُوشِكُ أَنْ تَدَاعَى عَلَيْكُمْ الْأُمَمُ مِنْ كُلِّ أُفُقٍ كَمَا تَدَاعَى الْأَكَلَةُ عَلَى قَصْعَتِهَا قَالَ قُلْنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ أَمِنْ قِلَّةٍ بِنَا يَوْمَئِذٍ قَالَ أَنْتُمْ يَوْمَئِذٍ كَثِيرٌ وَلَكِنْ تَكُونُونَ غُثَاءً كَغُثَاءِ السَّيْلِ يَنْتَزِعُ الْمَهَابَةَ مِنْ قُلُوبِ عَدُوِّكُمْ وَيَجْعَلُ فِي قُلُوبِكُمْ الْوَهْنَ قَالَ قُلْنَا وَمَا الْوَهْنُ قَالَ حُبُّالْحَيَاةِ وَكَرَاهِيَةُ الْمَوْتِ

Yakında milletler yemek yiyenlerin (başkalarını) çanaklarına (sofralarına) davet ettikleri gibi size karşı (savaşmak için) biribirlerini davet edecekler.” Birisi:”Bu o gün bizim azlığımızdan dolayı mı olacak?” dedi. Rasûlullah (s.a);”Hayır, aksine siz o gün kalabalık fakat selin önündeki çörçöp gibi zayıf olacaksınız. Allah düşmanlarınızın gönlünden sizden korkma hissini soyup alacak sizin gönlünüze de vehn atacak” buyurdu. Yine bir adam: Vehn nedir? ya Rasûlullah diye sorunca, “Vehn, dünyayı (fazlaca) sevmek ve ölümü kötü görmektir” buyurdu.”

(Ahmet b. Hanbel, Ebu Davut)

İnsan birinci dereceden uhrevi, ahiret alemi için yaratılmış bir varlık olup, O’nu ancak ahirete müteallik meseleler tatmin eder. Hadisde ifade buyurulan “hubbu’-dünya ve kerahiyetü’l-mevt” ifadesi; Allah’a güven ve itimadı kaybederek, güven vadetmeyen dünyevi şeylere güvenme, iman ve amel açısından, dinin asıl ve kaynaklarıyla irtibatın zayıflaması gibi manalara gelir. İslam ümmeti, tarihte, varlığını bu din sayesinde isbatladı. Ve günümüzde de yeniden bir hareketlenme olacaksa bu dinle, bu dinin öncülük etmesiyle olacaktır diyen müellif, böyle bir dine sahip olmamıza rağmen, alemi islam olarak hayatın bir çok alanını boş bıraktığımızı, boş kalan yerlerin de zamanla yabancı kültür ve medeniyetlerin islamın ruhuna uygun olmayan kriterlerine göre dolduğunu, bundan dolayı da şekilden öze bir türlü intikal edemediğimizi ifade ediyor. İşte bu noktadan hareketle islami hareket ve cemaatler boş bırakılan yerleri doldurma açısından ciddi bir öneme haizdirler. Böyle önemli bir misyona sahip olmalarına rağmen günümüzde islami hareketler istenen kıvamı yakalayamamış, hedef kitleleri itibariyle belirli bir darlığa mahkum kalmışlardır.

بين يدي هذا المشروع من الحركة إلى الدعوة

Bu Projenin Bir Diğer Ayağı: Harekettenden Davete

Yazar bu bölümde dünyanın dört bir tarafında, i’lâ-yı kelimetullah gayesine matufen faaliyet gösteren İslamî oluşumlardan bahsetmekte ve bu oluşumlara hareket, davet veya cemaat gibi tabirlerden hangisinin kullanılmasının daha uygun olacağı üzerinde durmaktadır:

İnsanı merkezine alan ve her bir ameliyesiyle, islam fıtratına uygun, İslamî disiplinleri toplumun bütün fertlerine ulaştırma cehd ve gayretiyle hareket eden islami oluşumlara, ıstılahi açıdan, hareketten ziyade davet demek daha uygundur. Zira davet tabiri her şeyden önce kuranî bir tabirdir.

Hareket tabiri ise daha ziyade siyasi manalar taşıyan bir tabirdir. Davet tabirinin, Kur’anî bir tabir olduğuna bir çok delil vardır. Bunlardan bazıları şunlardır:

وَمَنْ أَحْسَنُ قَوْلًا مِمَّنْ دَعَا إِلَى اللَّهِ وَعَمِلَ صَالِحًا وَقَالَ إِنَّنِي مِنَ الْمُسْلِمِينَ

قُلْ هَذِهِ سَبِيلِي أَدْعُو إِلَى اللَّهِ عَلَى بَصِيرَةٍ أَنَا وَمَنِ اتَّبَعَنِي وَسُبْحَانَ اللَّهِ وَمَا أَنَا مِنَ الْمُشْرِكِينَ

ادْعُ إِلَى سَبِيلِ رَبِّكَ بِالْحِكْمَةِ وَالْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ وَجَادِلْهُمْ بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ

gibi ayet-i kerimelerdir.

Hadislerde de irşad ve tebliğ meselesi anlatılırken, umumiyetle davet kelimesiyle anlatılmıştır:

مَنْ دَعَا إِلَى هُدًى كَانَ لَهُ مِنَ الْأَجْرِ مِثْلُ أُجُورِ مَنْ تَبِعَهُ مِنْ غَيْرِ أَنْ يَنْقُصَ مِنْ أُجُورِهِمْ شَيْئًا، وَمَنْ دَعَا إِلَى ضَلَالَةٍ كَانَ عَلَيْهِ مِنَ الْإِثْمِ مِثْلُ آثَامِ مَنْ تَبِعَهُ، لَا يَنْقُصُ ذَلِكَ مِنْ آثَامِهِمْ شَيْئًا?” رَوَاهُ مُسْلِمٌ.

Bir kimseyi hidayete davet eden, hidayete tabi olan kişinin ecri miktarınca bir ecirle mükafatlandırılır, hem de hidayete tabi olanların ecirlerinden hiç bir şey eksilmeden.”

(Müslim)

Davet tabiri yerine kullanılan hareket tabirine gelince bu tabir, batıdan bize geçmiş bir tabirdir. Hareket tabiri, ingilizcedeki “mouvement” kelimesinin arapça karşılığıdır. Bu kelime de menşei itibariyle 18 ve 19. Yüzyıllarda batıdaki ihtilaller, siyasi ve ictimai karışıklıklar döneminde kullanılmaya başlanılan daha ziyade siyasi ve ictimai meselelerde kendisine sıklıkla başvurulan bir kelimedir. Hatta batıda zamanla bu kelimenin kullanım alanı genişleyerek askeri hareketler, devrimler, diktatör rejimler, partiler için de kullanılır olmuştur.

İslamî davet ile İslamî hareket arasındaki mana farklılıklarına değinen müellif, islami davetin sistem olarak bizzat naslardan hareketle bazı disiplinler vaz’ ettiğini, islami hareketin ise nasların aslından ziyade faslıyla meşgul olduklarını ifade ediyor. Islami davetle alakalı kuran, genel üslubu içerisinde, en çok tebliğ ve irşad meselesine vurguda bulunmuştur. Yöntem olarak da;

رَبَّنَا وَابْعَثْ فِيهِمْ رَسُولًا مِنْهُمْ يَتْلُو عَلَيْهِمْ آَيَاتِكَ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَيُزَكِّيهِمْ إِنَّكَ أَنْتَالْعَزِيزُ الْحَكِيمُ

Ey bizim Hakîm Rabbimiz! Onların içinden öyle bir resul gönder ki; Kendilerine Senin âyetlerini okusun, onlara kitabı ve hikmeti öğretsin Ve onları tertemiz kılsın.Muhakkak ki azîz Sen’sin, hakîm Sen’sin!

gibi ayet-i kerimelerde bazı takdim ve tehirlerle ifade buyurulan, Cenabı Hakkın ayetlerini tilavet, tezkiyei kulub, kitabı ve hikmeti öğretme. Bu 3 husus tebliğ ve irşad faaliyetlerinde, üzerinde durulan hususlardır. Çünkü ancak bunlar sayesinde insanlar, ruh, nefis ve akıl yönünden istenilen kıvama getirilebilirler. İnsanlar hakka ve hakikate açık bulunanlar ve ruhen hakikate kapalı bulunanlar şeklinde ikiye ayrılacak olurlarsa, mübelliğlere düşen vazife ruhen safvetini korumuş, anlatılacak hakikatleri kabul edecek temiz dimağlar bulup, hususiyle onlarla ilgilenmektir. Efendimiz bu meseleyi güzel bir teşbihle şu şekilde anlatmaktadır:

مَثَلُ مَا بَعَثَنِي اللَّهُ بِهِ مِنْ الْهُدَى وَالْعِلْمِ كَمَثَلِ الْغَيْثِ الْكَثِيرِ أَصَابَ أَرْضًا فَكَانَ مِنْهَا نَقِيَّةٌ قَبِلَتْ الْمَاءَ فَأَنْبَتَتْ الْكَلَأَ وَالْعُشْبَ الْكَثِيرَ وَكَانَتْ مِنْهَا أَجَادِبُ أَمْسَكَتْ الْمَاءَ فَنَفَعَ اللَّهُ بِهَا النَّاسَ فَشَرِبُوا وَسَقَوْا وَزَرَعُوا وَأَصَابَتْ مِنْهَا طَائِفَةً أُخْرَى إِنَّمَا هِيَ قِيعَانٌ لَا تُمْسِكُ مَاءً وَلَا تُنْبِتُ كَلَأً فَذَلِكَ مَثَلُ مَنْ فَقُهَ فِي دِينِ اللَّهِ وَنَفَعَهُ مَا بَعَثَنِي اللَّهُ بِهِ فَعَلِمَ وَعَلَّمَ وَمَثَلُ مَنْ لَمْ يَرْفَعْ بِذَلِكَ رَأْسًا وَلَمْ يَقْبَلْ هُدَى اللَّهِ الَّذِي أُرْسِلْتُ بِهِ

Allah’ın benimle göndermiş olduğu hidâyet ve ilim, yeryüzüne yağan bol yağmura benzer. Yağmurun yağdığı yerin bir bölümü verimli bir topraktır: Yağmur suyunu emer, bol çayır ve ot bitirir. Bir kısmı da suyu emmeyip üstünde tutan çorak bir yerdir. Allah burada biriken sudan insanları faydalandırır. Hem kendileri içer, hem de hayvanlarını sular ve ziraatlarını o su sayesinde yaparlar. Yağmurun yağdığı bir yer daha vardır ki, düz ve hiçbir bitki bitmeyen kaypak arazidir. Ne su tutar, ne de ot bitirir. İşte bu, Allah’ın dininde anlayışlı olan ve Allah’ın benimle gönderdiği hidâyet ve ilim kendisine fayda veren, onu hem öğrenen hem öğreten kimse ile, buna başını kaldırıp kulak vermeyen, Allah’ın benimle gönderdiği hidâyeti kabul etmeyen kimsenin benzeridir.”

Hasılı, Kuran-ı Kerimin Rahmanın bütün alemlere bir mesajı olduğu Müslümanlar olarak malesef bugün unuttuğumuz önemli bir hakikattir. Ümmet olarak yeniden bir kez daha dirilebilmemiz, bu yüce hakikati ihya etmemize bağlıdır. İşte o zaman ümmet ruhunu yeniden kazanırız.

الإنسان هو القضية

Asıl Mesele İnsan

Müellif, asıl mesele insan diyerek, bütün meselelerin, icmali olarak bir yerde düğümlendiğini, bunun da insanın Rabbiyle olan alaka ve irtibatına bağlı bulunduğunu, İnsana ait bütün meselelerin bu konu etrafında dönüp durduğunu ifade ediyor. Meseleye bu zaviyeden bakıldığında, İçinde yaşadığımız asrın genel ihtiyaçları ve din, insanın fıtratı aslisine dönmesinin zarureti üzerinde ittifak etmiş bulunmaktadır. İnsanın fıtratı aslisine dönmesi demek dışardan insana bakıldığında bütün hareket ve tavırlarıyla Kur’an’ı ve Sünnet’i, şahsında aksettirebilmesi bir diğer ifadeyle temsil edebilmesi demektir. O halde dinin de temel konusu olan insan için iki durum söz konusudur. Ya Cenab-ı Hakk’a kul olacak veya mütemerrid ve şaki bir insan olacak.

İslamın evrenselliği göz önünde bulundurularak insanın ihtiyaçları hesaba katılarak yapılan projeler ancak hakiki ıslah projesi olabilir. Bugün bu ölçüde bir projeye sahip olamadığımızdan yapılan bütün projeler hedef kitlesine ulaşamadan zayi olup gitmektedir. Bununla birlikte koca bir nesil de zayi olmaktadır. Yazar tebliğ ve davet açısından 2 çeşit insandan bahsetmektedir. Birincisi fâil insan ki, Kur’an-ın mesajını taşıyan, sözlerinden hikmet damlayan, merkezi konumu ihraz eden rabbani âlimdir. İkincisi ise; mütefail insan olup, fail insanın akvalini esas kabul ederek, telakki etmiş olduğu bu vâridâtı, eğitim-öğretim, televizyon, radyo, iktisad, siyaset gibi farklı alanlarda hayata geçiren insandır. Mütefail insanın bu dava uğruna kullanabileceği meşru bütün yolları kullanmasının gerektiğini, başta iletişim vasıtaları, medya organları olmak üzere bütün vesileleri değerlendirebileceği üzerinde durmaktadır. Bugün çoğu kominist, ateist ve siyonistlerin elinde bulunan iletişim vasıtaları, toplumların ıslah ve ifsadı, kullanım şekillerine bağlı olan, çok önemli vâsıtalardır. Dolayısıyla tebliğ ve davet açısından ciddi manada ehemmiyet arz eden bir hususdur..

Bütününü okumak için metni indiriniz