“Ehl-i Kitap bir kavme gidiyorsun. Oraya ulaştığında ilk olarak onları, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in de O’nun Resûlü olduğuna davet et. Şayet bu hususta sana itaat ederlerse Allah’ın, günde beş vakit namazı farz kıldığını haber ver. Bu hususta da sana itaat ederlerse, zenginlerinden alınıp fakirlerine verilecek bir sadakayı (zekâtı) da farz kıldığını haber ver. Şayet bu hususta da itaat ederlerse, zekâtlarını toplarken mallarının en iyilerini alma; mazlumun bedduasından da çekin. Çünkü onunla Allah arasında perde yoktur.”165
5. Bâdiyeden (şehir hayatından uzaktan, çölden) gelen birisi ile Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) arasında şöyle bir konuşma geçer:
– Ya Muhammed! Bize senin elçin geldi ve senin, Allah tarafından gönderildiğini söylediğini ifade etti?
– Doğru söylemiş.
– Peki semayı kim yarattı?
– Allah.
– Bu dağları kim dikti ve bu şekilde kim tahkim etti?
– Allah.
– Semayı ve arzı yaratan ve bu dağları böyle diken adına soruyorum, seni Allah mı gönderdi?
– Evet.
– Senin elçin, günlük bize beş vakit namazın farz olduğunu söylüyor.
– Doğru söylemiş.
– Seni gönderen adına söyle, Allah mı böyle emretti?
– Evet.
– Senin elçin, mallarımızın zekâtını vermemiz gerektiğini söylüyor.
– Doğru söylemiş.
– Seni gönderen adına söyle, Allah mı böyle emretti?
– Evet.
– Senin elçin, Ramazan orucunun bize farz olduğunu söylüyor.
– Doğru söylemiş.
– Seni gönderen adına söyle, Allah mı böyle emretti?
– Evet.
– Yine senin elçin, gücü yeten için haccın farz olduğunu söylüyor.
– Doğru söylemiş.