“Bütün mallarımı sadaka olarak yedirsem ve eğer bedenimi yanmak üzere teslim etsem, fakat sevgim olmasa, bana hiç fayda etmez.”140
“Gidişiniz para sevgisinden beri olsun; sizde olan şeylerle kanaat edin. Çünkü kendisi dedi: Seni hiç boşa çıkarmam ve seni hiç bırakmam.”141
Günümüzdeki İncil’e baktığımızda sadece zekât mükellefiyetinin tebliğ edilmediğini aynı zamanda zirai mahsullerden alınacak miktarın öşür olarak tayinin de yapıldığını ve bunu vermeyenlerin şiddetle kınandığını müşahede etmekteyiz. İncil, ikiyüzlülüklerinden dolayı hesaba çektiği bir topluluğa karşı Hazreti İsa’nın (aleyhisselâm) şu ikazı yaptığını aktarmaktadır: “Vay başınıza Yazıcılar ve Ferisiler, ikiyüzlüler! Çünkü nanenin, anasonun ve kimyonun ondalığını veriyorsunuz ve Şeriat’ın daha ağır işlerini, adaleti, merhameti ve imanı bırakıyorsunuz. Onları yapmalı idiniz, bunları da bırakmamalı idiniz.”142
Görüldüğü gibi İncil’in çoğu ifadelerini de Kur’ân ve hadisten bir semavi beyanla irtibatlandırmamız mümkündür. Bunların bazılarıyla ayniyet ölçüsünde bir benzerlik bulunması, yine bize kaynaktaki vahdeti göstermektedir.
Evet, tahrif görmüş ve çok badirelerden geçmiş olmalarına rağmen Tevrat ve İncil dikkatlice ve sadece bu zaviyeden yeniden gözden geçirilse, zannımca daha çok benzerlikler çıkacaktır.
B. İslâm’da Zekât
Zekât, İslâm’ın üzerine bina edildiği beş temel esastan biridir. Din, bu esaslar üzerinde kaimdir. Bunlardan birinin olmadığı yerde sağlıklı bir İslâmî hayattan bahsetmek mümkün değildir. Hazreti Ebû Bekir’in (radıyallâhu anh) feraseti içinde, Müslüman olup önceden İslâm’ın bütün mükellefiyetlerini kabullendiklerine dair ahit verdikleri hâlde, daha sonra, “Namaz kılar, oruç tutarız ama zekât vermeyiz!” diyen kabilelerin savaş ilanıyla tehdit edilmesi,143 bu prensiplerden birinin dahi ihmaline müsaade edilemeyeceğini göstermektedir.