İçeriğe geç

Habeşistan’da bulundukları sırada Cafer İbn Ebî Talib’in, Necaşî karşısındaki konuşmasında namaz ve zekâttan bahsetmesi,153 Mekke döneminde bu ibadetler hakkındaki hazırlık aşamasının şahıslarda oluşturduğu kanaati göstermesi bakımından önemlidir. Zira zekât, daha evvel de bir münasebetle üzerinde durulduğu gibi Kur’ân’da büyük çoğunlukla hep namazla beraber zikredilmiştir. Yalnız ilk başlarda bahis mevzuu edilen namaz ve zekâttan maksat, günlük beş vakit namaz ve şartları ile nisabı belli olan zekât değil, mutlak mânâda namaz ve zekâttır. Zira o gün için bu ibadetler, birer fariza olarak yerine getirilmiyordu. Bütün bunlar bize, Kur’ân’ın, insanları hidayete davet ederken kullandığı “tedricilik” metodunu, zekâtla ilgili olarak da kullandığını göstermektedir.

Evet, bu tedricilikte zekât, ilk plânda başka mânâlarda kullanılarak dikkatler onun üzerine çekilmiş, ardından önceki ümmetlerin faziletlerinden bahsedilirken o faziletlerden biri olarak zekât vermeleri zikredilmiş ve böylelikle malî mükellefiyet hususunda merak uyandırılmış, daha sonra da mü’minlerin vasıfları methedilerek kâfirlerin zekât vermedikleri üzerinde durulmuş ve mü’minin zekâttan asla vazgeçemeyeceği anlatılmıştır.

Aslında bu, Kur’ân’ın tebliğ metodudur ve dini tebliğde, insanla bütünleşmiş birçok yanlış alışkanlıkların koparılıp atılmasından; namaz, zekât ve oruç gibi bedenî ve malî güç isteyen ibadetlere kadar birçok meselede bu tedricilik prensibi esas alınmıştır. Bu ise Allah’ın, kullarına olan merhametinden başka bir şey değildir. İnsanlara, birden bire mükellefiyetlerle altından kalkamayacaklarını zannedecekleri bir atmosfere sokmadan, alıştıra alıştıra ve kendi gönül rızalarıyla huzuruna yaklaşabilecekleri yolları gösterme, ilâhî rahmetin tecellisinden başka bir şey olmasa gerek.

ı. Farz Kılınması

93