İçeriğe geç
فيِ التَّوْرَاةِ: يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ إِنَّا أَرْسَلْنَاكَ شَاهِدًا وَمُبَشِّرًا وَنَذِيرًا وَحِرْزًا لِلْأُمِّيِّينَ، أَنْتَ عَبْدِي وَرَسُولِي، سَمَّيْتُكَ الْمُتَوَكِّلَ، لَيْسَ بِفَظٍّ وَلَا غَلِيظٍ وَلَا سَخَّابٍ فِي الْأَسْوَاقِ، وَلَا يَدْفَعُ بِالسَّيِّئَةِ السَّيِّئَةَ، وَلٰكِنْ يَعْفُو وَيَغْفِرُ، وَلَنْ يَقْبِضَهُ اللّٰهُ حَتَّى يُقِيمَ بِهِ الْمِلَّةَ الْعَوْجَاءَ بِأَنْ يَقُولُوا: لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ فَيَفْتَحَ بِهَا أَعْيُنًا عُمْيًا وَاٰذَانًا صُمًّا وَقُلُوبًا غُلْفًا

Tevrat’ta (Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) hakkında) şu âyet vardır: “Ey Nebi, seni şahit, (ümmet-i Muhammed’in imanlarına, İslâmlarına şehadet ve nezaret edici), (doğru yolu, doğru yolun encâmı Cennet’i) müjdeleyen (eğri yolun encâmından) sakındıran, şu ümmî cemaate bir zırh, bir kale olarak gönderdik. Sen, Benim kulum ve Resûlümsün. Ben, seni mütevekkil, (her nebi tevekkül etmişse de, hususiyle seni hakkıyla tevekkül eden) olarak isimlendirdim. O, haşin, kaba, öfkeli, hiddetli, şiddetli ve sokaklarda gezerken bağıran bir insan değildir. Kötülüğü kötülükle savmaz. Fakat affeder, bağışlar. Şu bin bir puta tapan, eğri (büğrü yollara sapmış) kavmi ‘Lâ ilâhe illallah’ diyerek doğrultuncaya ve bununla, görmeyen gözleri, duymayan kulakları ve kapalı kalbleri açıncaya kadar, Allah O’nun ruhunu kabzetmeyecektir.”14

Müsteşrikler ve İslâm dünyasında onların çizgisini takip edenler, bu hadisi tenkit, hatta onun mevzû olduğu iddiasında bulunmaktadırlar. Sebep ise basit, gayr-i ilmî ve gayr-i mantıkî.. hadisin ravisinin Abdullah İbn Amr İbn el-Âs olması ve İbn Abbas, Enes, Ebû Hüreyre gibi onun da, rivayetlerinde Ka’bu’l-Ahbâr kaynaklı hadislerin olması.

409