Yine, sünnetin temellerine dinamit koyma adına, Ka’bü’l-Ahbâr’dan nakillerde bulunan sahabelerin rivayetinden ötürü veya Yahudilik adına Mescid-i Aksâ’yı takdis ediyor gerekçesiyle şu sahih hadis de tenkide uğramıştır:
“(Yolculuğa ve sefer meşakkatlerine katlanıp, ibadet ve sevap arzusuyla) şu üç mescit dışında başka bir mescit için yolculuğa çıkılmaz. Onlar da: Mescid-i Haram, Mescid-i Nebevî ve Mescid-i Aksâ.” Bazı rivayetlerde önce Mescid-i Aksâ, sonra Mescid-i Nebevî zikredilir.31
Bir defa, mü’minler arasında, hadiste Mescid-i Aksâ takdis edildiği için rahatsızlık duyacak kimse yoktur. Mescid-i Aksâ, Allah Resûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) miraca çıkarken uğrayıp, enbiyâ-i izâmın ervâhına imamlık yaptığı ve Kur’ân-ı Kerim’in: بَارَكْنَا حَوْلَهُ“Çevresini mübarek kıldık.”32 buyurduğu mescittir. Mescid-i Aksâ, mukaddes bir mescit olmasının yanında, yeryüzünde din-i mübin-i İslâm’ın hâkimiyetinin remzidir. Mescid-i Aksâ’yı içine alan mübarek belde, Hz. Musa’nın cemaati kıvama geldiği zaman, o büyük nebinin fetâsı Yûşâ b. Nûn’un eliyle fethedildiği bir buk’adır. Mescid-i Aksâ’nın ve çevresinin fethi, daha sonra Hz. Ömer’e (radıyallâhu anh), bilâhare de İslâm’ın büyük ve şerefli kumandanlarından Selahaddin Eyyubî’ye nasip olmuş ve inşâallah son olarak da, âhir zamanın Hakk’a en yakın kudsîlerine bağrını açacaktır.