“And olsun ki Allah, Peygamberi’nin rüyasının gerçek olduğunu tasdik eder. Ey inananlar! Sizi Allah dilerse, güven içinde, başlarınızı tıraş etmiş veya saçlarınızı kısaltmış olarak, korkmadan Mescid-i Haram’a gireceksiniz. Allah, sizin bilmediğinizi bilir. Size, bundan başka yakın zamanda bir zafer verecektir. Bütün dinlerden üstün kılmak üzere, Peygamberini, doğruluk rehberi, Kur’ân ve hak din ile gönderen O’dur. Şahit olarak da Allah yeter.”142
c. Mekke’nin Fethine Doğru
Allah Resûlü’nün gördüğü rüyalar, sadık rüyalardır. Nübüvvetin ilk altı ayında gördüğü rüyaların, sabah aydınlığı kadar açık olduğunu ve gece ne görürse, gündüz onun aynen çıktığını, Âişe Validemiz nakleder.143
İşte Efendimiz’in gördüğü rüya! O, Mescid-i Haram’a, Kur’ân’ın tasvir ettiği şekilde girecekti. Cenâb-ı Hak, Habîbi’ne gösterdiği bu rüyayı, yukarıda zikrettiğimiz âyetiyle artık gerçekleşmiş gösteriyordu.
Efendimiz’in rüyaları, vahiyle içli-dışlı olmakla beraber, buradaki “rüya”, “rü’yet” kökünden “görme” mânâsına da gelebilir. Yani nasıl Cenâb-ı Hak, bazen O’na, Cennet’i, Cehennem’i, Arş’ı, Levh’i göstermiştir; ve nasıl bazen kıyamete kadar olacak hâdiseleri gözünün önüne sermiştir; aynen öyle de, bir gün Mescid-i Haram’a emniyet ve güven içinde gidilip, hac ve umre yapılacağını da göstermiştir.