İçeriğe geç

Onlar, dünyaya meyledemezdi.. aksine ona karşı tavır belirlemeleri lâzımdı. Ganimeti, alalım, götürelim düşüncesi, bize göre mahzursuz olsa bile, o cephede, o meydanda, şehitlerin kanları ile yıkanmış o zeminde mukarrabînin buna tenezzül etmesi daha sonra onları vicdanlarında yakıp bitireceğinden, Allah te’dib-i âcilesiyle bu acı akıbetten onları sıyanet buyurdu. Ama, bir gedik daha açılmıştı. Musibet, musibeti unutturur gerçeği çizgisinde her yeni musibet, bir öncekini unutturacak kadar âdeta katlanarak geliyordu. Meselâ; en sonunda bütün musibetleri unutturacak olan, Efendimiz’in kuşatıldığı, hatta şehit edildiği şâyiası onlara, her şeyi unutturmaya yetti.. bereket versin, tam Efendimiz’in bulunduğu yere kadar ulaşıldığı esnada, Efendimiz etrafında, sesini duyurabileceği kimselere sesini duyurmuş ve o ilk tahşidat ile çevresinde etten kemikten bir kale teşekkül etmişti.

Nice kadınlar ellerinde sargılar, bellerinde mataralar, yaralılara su vermek ve yaralarını sarmak için oraya gelmişlerdi.. tabiî başlarında da Ümmü Umâre (radıyallâhu anhâ), tarihin şerefle yâd edeceği büyük kadın.. beyini ve oğullarını göndermişti, onlar savaşacaklardı. Kendisi de belinde matara, elinde sargılar, yaralıları tedavi için orada bulunuyordu.

Gördüğü manzara dehşet vericiydi. Allah Resûlü’nün etrafında etten kemikten bu kale parça parça olup devriliyor ve hain eller adım adım O’na doğru yaklaşıyorlardı. Aslında bütününü doğramadan hatta onları kütükte doğranan bir et hâline getirmeden, Allah Resûlü’nün semtine sokulmaları mümkün değildi. Orada artık, her gayz ile bilenen kılıç, O’nun için bileniyor, her nefretle atılan ok, O’nun için atılıyor, her kalkan mızrak, O’na doğru kalkıyor, ama bütün bunlar gidip bir mü’minin bağrına saplanıyordu. Bir an gelmişti ki kırılmadık kol, kesilmedik baş kalmamıştı.

238