Şimdi İbn Cerir bin sene evvel bu hâdiseyi yazdı ve bir gün gelip de bu hâdise bütün çıplaklığıyla zuhur ettiyse artık bunu bütün bütün inkâr etmeye mahal olmasa gerek. O zaman diyeceğiz ki, evet, yaş ve kuru, Kur’ân’da her şey vardır, ancak tomurcuk hâlinde bulunan o şey, tomurcuğu gül hâlinde görene göre vardır veya o tomurcuğu açılmış şekliyle görene göre vardır.
Gerçi bazen siz, Kur’ân-ı Kerim’in İslâm ümmeti için çok önemli hizmet cereyanlarına işarette bulunuyor olmasını garip karşılıyor veya bu durumu uzak görüyor olabilirsiniz. Ne var ki, Kur’ân-ı Kerim Devr-i Risaletpenâhî’deki birçok şahıstan da bahsetmektedir. Dahası bu şahıslardan bir kısmının Yüce Beyan’da bahse konu olmaları şahsî faziletlerinden ötürüdür.
Evet, sahabenin sahabe olması dolayısıyla başka hiçbir beşerin elde edemeyeceği özel ve seçkin bir konumu vardır ve bizim de sahabeye bakışımız Hasan Basri Hazretlerinin bakışı çerçevesindedir. Hasan Basri Hazretlerine, “Ömer b. Abdülaziz ile Vahşi’yi nasıl görüyorsunuz?” diye bir soru sorarlar. Hasan Basri’nin (kuddise sirruhu) bu konudaki cevabı şöyledir: (Umumî fazilet açısından, yani Allah’ın Resûlü’nü (sallallâhu aleyhi ve sellem) görüp bizzat feyiz alma bakımından) “Ömer b. Abdülaziz ancak Vahşi’nin atının burnunda bir toz olabilir.”