Bu konuda İmam Rabbânî’yi de misal olarak verebiliriz. Şöyleki, o, yaşadığı dönem ve coğrafyada İslâm inançları hurafe ve bâtıl inançlarla karıştırılmak isteniyordu. Hint kıtasında Babürlü Ekber Şah eliyle bir devlet politikası olarak bütün dinlerin birleştirilmesi gibi bir hareket söz konusuydu. Bu şahıs, Hint dili gibi Sanskritçe bir din ortaya çıkarma çabasındaydı. Yani bu dinde bir parça Hıristiyanlık, bir parça Yahudîlik, bir parça Mecusîlik, bir parça Hinduizm, bir parça Brahmanlık, bir parça da Buda dininden bir şeyler olacaktı.
İşte böyle bir devirde ehl-i imanın imanını sıyanet adına İmam Rabbânî bütün bunlara karşı sahih İslâm inancının yerleşmesi için cansiperane mücadele veriyor, akideyi düzeltiyor ve binlerce insana Efendimiz’in (aleyhissalâtü vesselâm) cadde-i nuraniyesini tanıttırıyordu. Şimdi bu zat, ‘Kur’ân, hizmetimizden bahsediyor, Kur’ân’da bana ve yapılan hizmetlere bir kısım işaretler var (sarahat değil, işaret) diyorsa o zaman bu sözü, o sözü söyleyen zatı göz önünde bulundurarak değerlendirmeye tâbi tutmak gerekir.
Evet, iman ve Kur’ân yolunda bu kadar mücadele vermiş bir insan, herhâlde bu umumî mücadelesiyle Suheyb-i Rumî’nin mücadelesinden geri kalmayacağı gibi, Suheyb-i Rumî’ye işaret eden Kur’ân’ın o âyetleri, aynı zamanda İmam Rabbânî’ye de işaret sayılacaktır.