İçeriğe geç

Şimdi eğer yapılan işler bunun binlercesi ise ve insanın insanî kemalâta ulaşmasına vesile olunuyorsa, bu bir yol, bir çığır ise, اَلسَّبَبُ كَالْفَاعِلِ“Vesile olan, bizzat o işi yapan gibidir.” sırrınca, o yoldan gelip geçen herkesin defterine kaydedilen hayr u hasenât o inanmış gönüllerin defterine de kaydedilecektir. Bu sebeple bu kişiler hakkında da işârât-ı Kur’âniyeden bir hisse olabileceği ihtimal dahilindedir. Binaenaleyh bu mesele, garip görülmemeli ve istiğrap edilip yadırganmamalıdır.

Kur’ân’dan kendi dönem ve hizmet cereyanlarına işaret çıkaran o büyük zatların gayet mütevazi oluşu da gözden kaçırılmaması gereken bir husustur. Huccetü’l-İslâm İmam Gazzâlî de, müceddid-i elf-i sânî İmam Rabbânî de, büyük veli Muhyiddin İbn Arabî ve daha başkaları da derler ki: “Allahu a’lem, bu işaretler –beraber bulundukları hizmet arkadaşlarını kastederek– sizin samimî, hâlisâne hizmetlerinizedir.”

Evet, o büyük kametlerin anlayışı şudur: “Bir ordunun muzafferiyeti, o ordunun fertlerine taksim edilir. Yoksa o orduyu temsil eden komutana verilmez. Zira böyle bir durumda o komutan putlaştırılmış olur. Ancak eğer neticede bir zayiat, zarar ve yanlışlık olursa, o takdirde bütün bunlar o komutana verilir. Çünkü o, iyi bir strateji hazırlamamış demektir. Binaenaleyh ganimetler, muvaffakiyetler, zaferler nefere, teb’aya verilmeli; falsolar, fiyaskolar da baştakilerden bilinmelidir.”

İşte bir ölçü: Kendi hizmet dönemine dair işaret ve bişaretten bahseden büyük bir zat, fevkalâde bir tevazu içinde, çevresinde bulunan talebelerine şöyle hitap eder: “Hem itiraf ediyorum ki, samimî ihlâsınızla, şan ve şeref perdesi altında nefsimi okşayan riyadan beni bir derece kurtardınız. İnşâallah tam ihlâsa muvaffak olursunuz, beni de tam ihlâsa sokarsınız.”

13