Kur’ân’ın İşaret Ufkundaki̇ Şahıslar
Bu mesele yeni olmamakla beraber, konunun anlaşılması adına öncelikle bir-iki hususa –kısa da olsa– işaret etmekte yarar var:
Bunlardan birincisi, Kur’ân’ın muhteva keyfiyeti ile ilgilidir. Kur’ân, bazı tevcihlere göre kendisi hakkında وَلَا رَطْبٍ وَلَا يَابِسٍ إِلَّا فِي كِتَابٍ مُبِينٍ1 ifadesini kullanmaktadır. Yani o, yaş-kuru, zerreden-küreye her şeyin kendisinde var olduğunu açıkça haber vermektedir. Ancak Kur’ân’da var olan şeylerin hangi ölçü ve mahiyette var olduğu da konunun anlaşılması adına önemlidir.
Zira Kur’ân’da her şey vardır ama, çapına, azametine, mahiyet ve kıymetine göre vardır. Dahası, var olan bu şeylerin birçoğu Kur’ân’da icmalî mânâda ve âdeta kanun mahiyetinde bulunmaktadır. Öyle ki insan, bu kanun ve icmalî mânâlardan hareket ederek büyük ummanlara ulaşabilir ve Kur’ân’da her şeye işaret edildiğini görebilir. Bu sebeple ezelden gelip ebede giden ve çok ciddî muhteva zenginliğine sahip bulunan Kur’ân-ı Kerim’in, İslâm âlemi için çok büyük, çok ciddî varoluş cereyanları ve onların başındaki zatları “işarî” mânâlarla olsun ele alması, onun enginlik ve gınâsının emarelerindendir.