Ancak bu nimetleri tahdis-i nimet sadedinde ifade ederken dikkat etmemiz gereken belli ölçülerin olduğu da bir gerçektir. Her şeyden evvel o nimetlerin, bizim acz ve fakrımıza rağmen Cenâb-ı Hak tarafından bizlere lütfedilmiş olduğunun bilinmesi çok önemlidir. O zaman, onları kendi nefsimizden bilerek fahre ve gurura düşmemiz önlenmiş olacaktır. Üstad bir misalle bu meseleyi şöyle izah eder: “Nasıl ki, murassâ ve müzeyyen bir elbise-i fâhireyi biri sana giydirse ve onunla çok güzelleşsen, halk sana dese, ‘Maşâallah, çok güzelsin, çok güzelleştin.’ Eğer sen tevazukârane desen: ‘Hâşâ ben neyim? Bu nedir? Nerede güzellik?’ O vakit küfran-ı nimet ve hulleyi sana giydiren mahir sanatkâra karşı hürmetsizlik olur. Eğer müftehirane desen, ‘Evet ben çok güzelim. Benim gibi güzel nerede var? Benim gibi birini gösteriniz.’ O vakit mağrurane bir fahirdir. İşte fahirden, küfrandan kurtulmak için demeli ki: ‘Evet, ben güzelleştim. Fakat güzellik libasındır ve dolayısıyla libası bana giydirenindir; benim değildir…’ ”