İçeriğe geç

Bu kanun zaviyesinden bakılınca denebilir ki, her son aynı zamanda bir başlangıç demektir. Ancak böyle bir başlangıcı başlatıp götürecek ve temsil edecek yürekli, kafaları kadar kalbleri de olan, ilimleri kadar Allah’la münasebetleri kavî bulunan, hisleri derin insanlara ihtiyaç vardır. İşte bu mânâda bir yapılanma ve dirilişi, başta peygamberler, daha sonra da mücedditler temsil edegelmişlerdir. Bu yok oluş ve tahripler, onlarda bir ba’sü ba’de’l-mevt düşüncesi, ba’sü ba’de’l-mevt azmi, ba’sü ba’de’l-mevt cehd ve heyecanı meydana getirir ve bu duygularla onlar yeni bir dirilişe koyulurlar. Ve onu –biiznillah– gerçekleştirirler.

Buna bir örnek vermek gerekirse, meselâ bir İngiliz müstemleke nâzırının, elinde Kur’ân, gazetecilere poz verip, “Bu Kur’ân Müslümanların elinde olduğu sürece onları yenmek mümkün değildir. Öyle ise, İslâm dünyasını dize getirmek, çökertmek için Kur’ân’ı onların elinden almak lâzımdır.” demesi ve taraf olduğu milletleri bu yöne yönlendirmesi; onların da, pompaladıkları şeylerle Müslümanları bölüp parçalamaları, birbirleriyle vuruşturmaları hep Kur’ânsızlık dönemlerine rastlar. Elbette o nâzırın bu sözlerinden ötürü bir hayli gayret-i diniye sahibi insan harekete geçmiştir, ama o süreç de belli ölçüde devam etmiştir. Ben burada o gayret-i diniye kahramanlarından sadece birinin kükreyişini verip konuyu noktalamak istiyorum.

5