İçeriğe geç

Bu yönüyle, ömr-ü tabiî dediğimiz şey –ki, bu tabiri Üstad insanlar için de kullanıyor– milletlerin yıkılması için önemli bir faktör sayılabilir. Ben, hem vicahî görüşmelerimde, hem yazılarımda, hem de vaazlarımda –ki ihtilalden evvel Bornova Camiinde son vaazım bunun üzerine idi– bu meseleyi belki en çok işleyenlerden biriyim; evet tıpkı yer fiziğinde olduğu gibi, bazen en yüksek zirveler çukurlaşır deniz olur; bazen de denizlerin dibinden fışkırarak yeni zirveler ortaya çıkar. Nitekim küre-i arz, –Yunus Emre’nin diliyle ifade edecek olursak– yedi kez dolup boşalmış, belki elli defa şekil değiştirmiş, kabuklar kırılmış ve yeni tekevvünler meydana gelmiştir.

İşte yer fiziğinin bu değişmez kanunu ve bu esbab-ı âdiye, insan toplumları için de aynıyla olmasa da misliyle söz konusudur. Yani bir millet bittiği, tükendiği bir yerde, aynı çizgide ya da az farklı bir çerçevede yeni bir başlama olmaktadır. Zira dünyada hâdiseler, hatt-ı müstakim gibi değil, dairevî cereyan etmektedir. Bu ise sonla başın yan yana gelmesi demektir. Başka bir ifadeyle Cenâb-ı Hak, servet-sâmân, mal-menal ve hâkimiyet gibi şeyleri birinden alır, başka birine verir. Dolayısıyla bugün birilerine bayramsa, yarın da başkalarına bayram olacaktır ve bu, Allah’ın değişmez kanunudur.

4