Bu tali’lilerden bir diğeri de kadınlık âleminin sultanı olan Hz. Hatice Validemiz’dir (radıyallâhu anhâ). Aynı zamanda ismiyle müsemma bu yüce kadın, –ki Hatice, erken doğan demektir– Müslümanlar arasında hak ve hakikate en erken uyanan insandır. O, İnsanlığın İftihar Tablosu’nun başında gezen bulutun yağdıracağı evrensel rahmeti peygamberliğinden evvel sezmiş; sezmiş ve kendi ticaret kervanlarına O’nu rehber ve rehnüma yapmıştır. Hz. Hatice Validemiz’in, Efendimiz’le (sallallâhu aleyhi ve sellem) evlenmeden önce çok büyük bir serveti vardı ve o Mekke’nin parmakla gösterilen sayılı zenginleri arasındaydı.
İşte böylesi bir zenginliğe sahip olan bu kutlu kadının yanında, bi’set-i seniyyenin sekizinci senesine gelindiğinde, o koca servetten bir avuç bile kalmamıştı. Zira o, hakikate uyandıktan sonra maddî-mânevî bütün varlığıyla hizmet etmiş ve vefatına kadar Efendimiz’in yanından bir lahza olsun ayrılmamıştı. Bu uğurda bütün varlığını harcayan Hz. Hatice Validemiz, rahat, rehavet ve tenperverliği elinin tersiyle iterek ilk safta bulunuyor olmanın gereklerine göre yaşamıştı.
Nebiler Serveri’nin (sallallâhu aleyhi ve sellem) arkadaşları da hep O’nun yolundan yürümüş, her zaman rahat ve rehavetten uzak durmuş ve davaları uğrunda, sahip oldukları maddî-mânevî bütün varlıklarını feda etmişlerdi.
İşte o sahabilerden birisi de hiç şüphesiz şairin, “Dini omuzları üzerinde kurdu ve yükseltti ha yükseltti; sonra da İslâm Müslümanların yüzüne gülmeden çekip gitti.” ifadeleriyle destanlaştırdığı Mus’ab b. Umeyr’dir (radıyallâhu anh).