İnsanın Kur’ân’la İmti̇hanı
Bu hadisi iki şekilde anlamak mümkündür:
Evvelâ insan, Kur’ân okuma ve ibadet ü taatte bulunma gibi en güzel şeylerde bile ara vermeksizin uzun süre üzerinde durduğu takdirde kalbi, ruhu, hissiyatı ve diğer letâifi adına bir doygunluk, daha doğrusu bir kanıksama olabilir. Bu durumda insan, kanıksadığı o şeye devam ettiği takdirde kalb dağınıklığına uğrayabilir. Böyle bir noktaya geldiğinde de, hâlet-i ruhiye itibarıyla üzerinde durduğu şeyi, duyması gerektiği ölçüde duyamayabilir. Asr-ı Saadet’e bakıldığında sahabe-i kiramın güç ve tâkat itibarıyla ibadet ü taatte doygunluğa erişmelerine rağmen daha fazlası için ısrar ettikleri ve bunun için de değişik çarelere başvurdukları görülmektedir. Meselâ sahabe-i kiramdan bazıları –ki bunların içinde Hz. Hafsa Validemiz gibi ezvâc-i tâhirâttan (radıyallâhu anhünne) analarımız da vardır– sürekli uyanık durmak için mescide ipler gerip onlara tutunarak her dakika ibadet üzere olmayı düşündükleri gibi, az yeme, az içme, az uyuma gayreti içinde olanların sayısı da bir hayli kabarıktı. Ben bunun bir benzerini Kestanepazarı Kur’ân Kursu’nda idarecilik yaptığım dönemde, gece uyumamak için başını üstteki ranzaya iple bağlayan çocuklarda da müşâhede etmiş idim. Bunlar niyetlerinin hulûsu cihetiyle mükâfat alabilirler. Fakat insanın mârifet adına a’zamî istifadesi için de şuurunun açık ve zihninin de yorgun olmaması gerekir.