Değişik bir zaviyeden, Allah Resûlü’nün sabah-akşam veya sık sık yaptığı bu duasında “hüdâ”yı istemesini şöyle değerlendirmek de mümkündür: Efendimiz’in “hüdâ”dan kastı لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ hakikatidir. Nitekim O (sallallâhu aleyhi ve sellem), bir hadislerinde جَدِّدُوا إِيمَانَكُمْ بِلَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ“İmanınızı sık sık ‘Lâ ilâhe illallah’la yenileyin.” buyurmaktadır. İnsan için zaman, mekân ve onun atomları her an değiştiğinden o da maddesi itibarıyla her gün âdeta farklı bir şahıs olmaktadır; olmaktadır ve her gün, ihya edilmemiş bir zamana, ölü bir mekâna girmekte ve henüz tenevvür etmemiş ölü bir kısım zerreler onun vücuduna girmektedir. Öyleyse insan, her an لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ demek suretiyle “Allahım, Senden hidayet talep ediyor ve şahsî dünyamı aydınlatmanı istiyorum.” duygu ve düşüncesi ile imanda yenilenmeye talip olmalıdır.
Ayrıca “hüdâ” kelimesi, Allah Resûlü’nün bütün hayatı boyunca ortaya koymuş olduğu örnek hayatını ve Sünnetini yaşamayı da ifade etmektedir. Nasıl ki Efendimiz’e bakıldığında Allah hatırlanıyor, mü’mine bakıldığında da Efendimiz hatırlanmalıdır. Mü’min, ahlâk ve terbiye bakımından Muhammedî (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir ruhla bezenmeli, O’nun hâl ve tavırları mü’minin bütün hayatına yansımalı ve mü’min ahlâken ve terbiye cihetiyle o ruhla yaşamayı kendisine ideal bir yaşam tarzı olarak seçmelidir.