İçeriğe geç

Burada istidradî olarak şu hususu anlatmanın da faydalı olacağını düşünüyorum. İnsanlarla beraber ve onlarla içli-dışlı yaşamanın, mü’min açısından birtakım olumsuz sonuçlar doğuracağı düşünülebilir. Oysa mü’minin böylesi insanlarla iç içe olma mevzuunda, kendi dinî değerlerinden taviz verme adına bir endişesi olmamalıdır. Çünkü, hiç kimse, Allah ile irtibatı olan insana, olumsuz bir şey bulaştıramaz ve bulaştıramamalıdır da. Bence herkes kendini tam bir murâkabe altında bulundurmalı, nefsinden çok korkmalı ve kendi dininin yenilmez, sarsılmaz gücüne de inanmalıdır. Hiçbir mü’minin, İslâm’ın, Efendimiz’in ve Kur’ân’ın yeterliliğinden bir şüphesi yoktur ve olmamalıdır da. “Acaba bize bir şey bulaştırırlar mı?” diye korkanlar, ancak kendi dinamiklerinden şüphesi olanlardır.

Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) de, genel ahlâkı ve misyonu icabı, böyle bir endişeden hâlî olarak herkesin içine giriyor, her sokakta dolaşıyor, herkesle beraber oturup kalkıyor ve her fırsatta temsil ettiği güzellikleri sergiliyordu. Zaten Allah Resûlü’nün vazifesi de, ister istemez O’nu başkaları ile münasebete itiyordu. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), tebliğ vazifesi gereği en geniş mânâsıyla cihadı –ki cihad, Allah’la insanlar arasındaki engellerin bertaraf edilerek temiz vicdanların Allah ile buluşturulmasıdır– hayatının gayesi hâline getirmişti. Şayet cihad, o engelleri bertaraf etmekse, Allah Resûlü insanlarla Allah arasındaki engelleri kaldırma adına, devamlı insanlarla beraber oluyor ve her fırsatta onlara hak ve hakikati anlatıyordu.

3