Bütün bu yenilenmelerin yanında, ayrı bir yenilenme daha söz konusudur ki o da, dünyada ilim ve teknolojinin gelişmesine paralel olarak duyguda, düşüncede yeni bir medeniyet telâkkisinin oluşmasıyla herhalde, bir kısım sürpriz tekevvünler halîtası şeklinde kendisini hissettirecektir. Buna, değişik kültürlerin birikiminden oluşan, zenginleşmiş yeni bir medeniyet telâkkisi de diyebiliriz. Bugüne kadar dünyada değişik yapılanmalar olurken, bu yenilenmeler içinde milletimizin bir katkısı olmadığından biz dünya devletleri arasında hep yabancı kabul edildik; dahası kendimizi de hep yabancı hissettik.
Bu şekilde bir hissediş ve edilişte şüphesiz, Osmanlı’nın son dönemlerinden başlayarak yakın tarihimize kadar bir köşeye kıstırılıp pasifize edilişimizin rolü büyük olmuştur.. öyle ki uzun süre bir fanus içine konularak hep bir tecrit hayatı yaşadık.. şu anda da farklı bir durumda olduğumuzu söylemek oldukça zordur.
Eğer önümüzdeki günlerde, duyguda, düşüncede, histe, felsefede, mantıkta, dinî anlayışta, medeniyet telâkkisinde yeni yeni kültürlerin doğuşunda yenilenmeler yaşanacaksa, Türk milleti de kendi ruhunun ilhamlarını dünyanın dört bir yanına götürüp tanıtmalı, onu umumî oluşumun hamuruna katmalıdır ki bu yeni dünyada kendini o dünyaya yabancı hissetmesin.. ve tabiî bu yeni oluşuma da bir katkıda bulunsun, tam yönlendirici olmasa da, belli bir katkısının olması ve “Bazı meseleleri biz de biliyoruz.” demesi rüştünü ispat adına çok önemli olsa gerek.
Ayrıca, gidilen yerlerde görülen ve müşâhede edilen bir husus da değişik milletlerin böyle zengin bir kültürü kabullenmeye hazır oldukları vakasıdır.