Allah Resûlü, miracı anlatırken, “Öyle bir noktaya ulaştım ki, kader kalemlerinin cızırtılarını duydum.”3 buyurmuştur. Efendimiz’in Sidretü’l-Müntehâ’da Cenâb-ı Hakk’ın cemalini kemmiyetsiz, keyfiyetsiz, hâilsiz ve perdesiz bir şekilde müşâhede etmesi de söz konusudur. Ayrıca O (sallallâhu aleyhi ve sellem), enbiyâ-i izâmı da ayniyet içinde müşâhede etmiş, onlarla zaman üstü görüşüp konuşmuştur. İşte İnsanlığın İftihar Tablosu, böyle bir buudda seyahatini yaparken, Kâbe’nin hakikati ile de buluşmuş ve böylece kendisini besleyen anayı tanımış, onun elini öpmüş ve onunla denk hale gelmiş veya onu aşmıştır. Bu, O’nun için hem anasına karşı bir hasret giderme, hem de o terbiye ve edep insanına, terbiyesini ortaya koyma fırsatı, gök ehline de bu büyük vuslatı gösterme merasimi idi. Bu şehrayinde belki de, bizim bilemediğimiz âlemlerde binlerce, yüz binlerce şahaplar sağa sola saçılmıştır. Çünkü, yeryüzü yaratıldığı günden itibaren gökteki yıldızlar böyle bir şehrâyine asla şahit olmamışlardır. Öyle ki o gece âdeta yıldızlar, kaldırım taşları gibi o Dürr-ü Yektâ’nın ayaklarının altına serilmiştir. Evet, O’nun ruhunun vüs’ati ile mesele ele alınınca, zaten bunu başka bir şekilde ifade etmek de mümkün değildir.
Dipnotlar
- 3 Buhârî, salât 1, enbiyâ 5; Müslim, îmân 263.