Evet, Nebiler Serveri’nin başka bir yerde doğması düşünülemez. O, ancak Kâbe’nin rahm-i mâderinde neş’et edebilir. Annesi bir başka yerde olsaydı bile, gelip O’nu Kâbe’de dünyaya getirmeliydi. Çünkü, insanlar arasında bütün ilâhî isim ve sıfatların hareket ve odak noktası olan Hz. Muhammed Mustafa’yı (sallallâhu aleyhi ve sellem), bütün bu isim ve sıfatların bir nokta-i mihrâkiyesi olan Kâbe’den başka bir yer besleyemezdi. Allah Resûlü, Kâbe’den 53 yaşında iken ayrılmıştır. Kâbe, Nebiler Serveri’ni, her şeye rağmen bağrında besleyen bir ana gibidir. Ama o, mehîb ve mehâfetli bir anadır. İhtimal onun böyle olması da, Efendimiz’in, maruz kaldığı değişik musibet ve belâlar karşısında metafizik gerilimini yitirmeden dayanması ve daha pek çok kabiliyet ve istidatlarını inkişaf ettirmesi açısından büyük bir önem arz etmektedir.
Allah Resûlü, Kâbe’yi görmüş, ondaki esrarı, âlem-i şehâdetteki bir insanın kabiliyet, istidat ve zâhir-bâtın bütün hisleri ve tecessüsleri ile alabildiği kadar almıştır. Oysaki Kâbe’nin hakikati, göklerin ötesinde, Sidretü’l-Müntehâ’dadır. Efendimiz’in miracı da Sidretü’l-Müntehâ ile noktalanmıştır. Bir taraftan Nebiler Serveri Miraç’ta semaların eteklerini cevherlerle doldurmuş, onlar da O’nunla şeref kazanmışlardır. Çünkü onlara, o güne kadar bekledikleri O Dürr-i Yektâ’nın solukları ulaşmış ve onlara bir visal yaşatmıştır. Diğer taraftan Efendimiz, miraç esnasında değişik yerlere uğrayıp geçmiş, her yerde kendisine “Top senin, çevkân senin.” denmiş ve O, bu muhteşem istikballe gidip tâ Sidretü’l-Müntehâ’ya kadar yükselmiştir. Sidretü’l-Müntehâ, O’nun için bile aşılmaz bir yerdir. Zira orası, insan ufkunu aşan bir hazîredir. Efendimiz de nihayetinde diğer varlıklar gibi yaratılmış biridir.