Kâbe’yle Münasebeti̇ Açısından Mi̇raç
Cenâb-ı Hakk’ın isimlerinin, sıfatlarının veyahut Zâtî tecellîlerinin varlıklarla irtibatı düşünüldüğünde, her varlığın belli tecellîlerle meydana geldiği anlaşılacaktır. İnsan, yaratılmışlar arasında en şerefli varlıktır. İnsanlar arasından seçilen bilhassa büyük peygamberler ise, bütün yaratılmışlar içinde husûsî tecellîlere mazhar olmuş kullardır. Efendimiz de, bu peygamberler arasında kaymak gibidir. Bu sebeple O’na “kaymak”, “öz” ve “hulâsa” mânâsına “Mustafa” denmesi boşuna değildir. Hatta meleklerin Hz. Âdem’e “safiyyullah” demelerinin sebebinin, Hz. Âdem’in ruhunda meknî ve zamanı geldiğinde zuhur edecek olan böyle bir safvet olduğu da söylenebilir. Yani, Hz. Âdem Safiyyullah’dır; ama onu Safiyyullah yapan öz, daha sonra meydana gelecek olan Hz. Muhammed Mustafa’dır (sallallâhu aleyhi ve sellem). O, hadis diye meşhur olmuş bir sözde şöyle anlatılır: لَوْلَاكَ لَوْلَاكَ لَمَا خَلَقْتُ الْاَفْلَاكَ“Eğer sen olmasaydın varlığı yaratmayacaktım.” Sanki varlığın yaratılış silsilesi ve bütün yaratıkların vasıflarının hulâsası, süzüle süzüle, özleşe özleşe Efendimiz’de toplanmıştır.
Yine Nebiler Serveri, makam itibarıyla makam-ı cem’in sahibi olduğundan, bütün enbiyâ-i izâmın vâris-i hâssıdır. O, vazifeleri itibarıyla bütün enbiyâ-i izâma ait hususiyetleri şahsında toplamış olup, kâinattaki onlara ait mânânın bir fihristidir. Bu itibarla İnsanlığın İftihar Tablosu, “özün özü”dür. Bu hakikatten hareketle, “O olmasa idi, kâinat da olmazdı.” denebilir.