Bu açıklamalardan hareketle, aslında Hz. Mesih’in nüzûlü, Mesihiyet şeklinde değil; Mehdîlik ve Muhammedîlik şeklinde olacaktır, denebilir. Böyle bir gerçeğin tahakkuk keyfiyeti ne şekilde olursa olsun, bence mühim olan, her Müslümanın, Kur’ân’ın ruh ve mânâsını ârızasız temsil edip, her zaman bu “menhelü’l-azbi’l-mevrûd”un (tatlı su kaynağı) başında durup o temiz, o pak, o nezih kaynaktan yararlanıp başkalarını da yararlandırmasıdır. Bir diğer önemli husus da, bütün bunları belli şahıslara bağlama yerine, konuyu bir şahs-ı mânevî konusu olarak değerlendirmektir. Yine de bu mesele, çok münakaşası yapılacak bir meseledir. Zira bu konuda öteden beri sevâd-ı âzam’ın kabul ettiği esaslar var. Bu esaslar çiğnendiğinde, ciddî iftiraklar doğabilir. Zaten Üstad da, belki elli yerde bu nüzûl ve temsili anlatmış ve ancak onu nûr-u firâsetle bakanlar sezebilir demiştir. O halde, bütün bunları nazar-ı itibara alarak, ahir zamanda Hz. Mesih’in gökten inmesini intizar etmenin bizim vazifemiz olmadığını ifade edebiliriz.12
Hristiyan âleminin İslâm’a iktidâ etmesi meselesine gelince; Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) âhir zamanda yeryüzünü işgal edecek insanların fizyonomilerini çizip resmederken, daha ziyade bazı Uzak Doğu insanlarını âdeta resm ve tarif etmektedir. Bu tariflerde daha çok ablak suratlı, kalkık çeneli, elmacık kemikleri dışarıya çıkık, burunları basık, gözleri çukur insanlar nazara çarpmaktadır. Ayrıca yine bu hadislerde Hz. Mesih ve Mehdi’nin ortaya çıkması ve Hristiyanlarla Müslümanların bir bütün olarak hareket etmesinin de, yeryüzünün bu insanlar tarafından işgal edildiği zamana rastlayacağı vurgulanmaktadır.
Dipnotlar
- 12 Bediüzzaman, Mektubat s.59 (On Beşinci Mektup).